11 Nisan, 2021

DON KİŞOT


 

KİTAP İNCELEMESİ

***

KİTAP ADI: DON KİŞOT

KİTAP YAZARI: CERVANTES SAAVEDRA

***

Kuran, İncil ve Tevrat’tan sonra en çok okunan kitabın Don Kişot olduğu iddia edilmektedir…

Birileri “Don Kişot'u okumamış kişi 'okur-yazar' sayılmaz.” derken Dostoyevski, "Don Kişot, insan düşüncesinin en son ve en büyük sözü, insanın ifade edebileceği en acı ironidir" demektedir…

***

Şövalye romanları okuya okuya sonunda şövalye olmaya özenen roman karakteridir, Don kişot…

Kendisi gibi çelimsiz ve zayıf bir kız olan Toboso’ya âşıktır…

Çelimsiz ve zayıf Rocinante adlı birde atı vardır…

Eşeğiyle birlikte yardımcılığını yapan şişko Sanço Panza dostu ve arkadaşıdır…

Bu roman karakterleri aynı zamanda karikatür karakterlerine benzemektedir…

Yel değirmenlerine savaş açan bu yaşlı şövalye, yazıldığı günden bu yana romanlara, hikâyelere, sinema filmlerine, resimli romanlara ve karikatürlere ilham kaynağı olmuştur…

***

Yazar yaşadığı birçok olayı kitapta harmanlar…

Kendi ülkesinde bir nedenden dolayı hapse düşer ve Don Kişot kitabını bu hapishanede yazar…

Ve “Haçlı seferlerine katılarak Osmanlı ile savaştığını,

Bu savaşta sol kolunun ağır bir şekilde yaralandığını,

İyileştikten sonra tekrar savaşa katıldığını ve esir düştüğünü,

Cezayir’de beş yıl esir kaldığını,

Hatta İstanbul’a getirilip cami inşaatlarında çalıştırıldığını,

1580 yılında fidyesi ödenerek serbest kaldığını” ifade eder…

Bu yüzden yazar kitapta özgürlük kavramını ön planda tutar…

***

Bir zamanlar İspanya'nın La mancha bölgesinde yaşayan Alonso kiano adında bir adam vardı…

Bu adam sıradan bir köylü olmasına rağmen en büyük Tutkusu Şövalye kitapları okumaktı…

O kadar çok kitap okudu ki bir gün hayal dünyası gerçekliğin önüne geçti…

 Alonso kendini Don Kişot adında bir gezgin Şövalye olarak Hayal etmeye başladı…

Servantes'in de dediği gibi o kadar çok okuyup o kadar az uyudu ki beyni kurudu ve aklını yitirdi...

Yani onun için fantastik dünyayla gerçek dünya arasındaki o ince çizgi tamamen ortadan kalkmıştı… Artık okuduğu o destansı masalların tarihsel birer gerçek olduğuna tüm kalbiyle inanıyordu…

Okuduğu kitaplardaki bu tarz süslü ve karmaşık cümlelerde çok derin anlamlar buluyordu…

 Mesela şu cümlede, Fikirlerimi reddetmek için ileri sürdüğünüz nedenler irademi o kadar zayıflatıyor ki güzelliğinizden şikâyetim hiç de nedensiz değildir...

İşte bu gibi kulağa hoş gelen ama aslında pek de bir anlamı olmayan metinler onun aklını iyice karıştırıyor ve kendi hayal dünyasına daha da gömülmesine neden oluyordu…

 Ve sonunda o kararı verdi…

Artık kendisi de bir gezgin şövalye olmalıydı…

Bu noktadan sonra da yeni hayatı için şaşırtıcı derecede planlı metodik bir hazırlık sürecine girdi...

Deliliğinin içinde bile kendine has ilginç bir mantığı vardı…

Yeni kimliğini dört basit adımda yarattı…

Önce büyük dedesinden kalma paslı zırhını güzelce parlattı…

Sonra o sıska atına Rosinante gibi havalı bir isim buldu…

Kendini La Mançhalı Don Kişot olarak yeniden isimlendirdi ve tabii ki son olarak her şövalyenin olmazsa olmazı uğruna savaşacağı soylu bir sevgili icat etti…

Don Kishot ilk macerasına tek başına atılıyor ama daha yola çıkar çıkmaz kendi yarattığı o fantezi dünyası gerçek dünyanın soğuk duvarına fena halde çarpar...

Don Kişot'un zihnindekiyle gerçek dünya arasındaki fark gerçekten de inanılmaz…

Yol kenarındaki eski püskü binayı o görkemli bir şato olarak görür...

Kapıdaki iki hayat kadınını soylu prensesler sanıyor…

Hancıyı ise şatonun lordu olarak selamlıyor…

Hancı'nın önünde diz çöküyor ve kendisini resmen şövalye ilan etmesini istiyor...

Onun bu tuhaf hallerini gören kurnaz hancı da hem biraz eğlenmek hem de ondan bir an önce kurtulmak için sahte bir tören düzenlemeye karar veriyor.

Bu sözler kılıcını kuşanan hayat kadınlarından birinin ağzından dökülüyor…

İşte bu an Don Kişot'un şövalyeliği kabul edilişinin ne kadar absürt ve bir o kadar da dokunaklı olduğunu gösteriyor...

Tanrı sizi talihli bir şövalye yapsın ve savaşlarınızda da başarılar ihsan etsin…

Handan ayrıldıktan sonra yolda çiftçi Juan Haldudo'nun çırağı Andres'i kamçıladığını görüyor…

Hemen duruma müdahale edip çiftçiye çocuğu serbest bırakmasını emrediyor…

Ama o oradan uzaklaşır uzaklaşmaz çiftçi çocuğu eskisinden çok daha kötü dövüyor...

Don Kişot ise durumu daha da kötüleştirdiğinden habersiz bir kahramanlık yaptığını düşünerek gururla yoluna devam ediyor...

Bu ilk denemesi pek başarılı olmuyor tabii...

Tüccarlar tarafından dövülüp evine geri getiriliyor ama pes eder mi? Asla…

İkinci macerasını planlamaya başlıyor ama bu sefer bir farkla yanında biri olacak…

Don Kişot komşusu Sancho Panza'yı silahtarı olmaya ikna ediyor…

Peki nasıl? Ona öyle bir vaatte bulunuyor ki Sancho karşı koyamıyor…

 Fethedilecek bir adanın valiliği…

Sancho da bu vade kanıp efendisinin peşinden maceralara atılmayı kabul ediyor...

Bu ikili gerçekten de birbirinin tam zıttı…

Bir yanda Don Kişot var...

Uzun, zayıf, idealist bir hayalperest...

Onun için önemli olan tek şey şan ve şeref...

Diğer yanda Sancho, Kısa boylu, tıknaz, tamamen gerçekçi ve biraz da maddeci…

 Onun tek hayali ise kendisine söz verilen o ada valiliği…

İşte bu zıtlık hikâyenin en keyifli ve en komik anlarını yaratacak…

 Ve bu ilginç ortaklar yola koyuluyor.

 Çok geçmeden de Don Kişot'un o en meşhur mücadelesiyle karşı karşıya kalıyorlar...

Don kişot ovadaki yel değirmenlerini görür görmez gözleri parlıyor, Sancho'ya dönüyor ve kendinden son derece emin bir şekilde şöyle diyor: "Dostum Sancho, şu karşıdaki korkunç devi görüyor musun? Onlarla savaşıp hepsinin canını almayı düşünüyorum."

Sancho neye uğradığını şaşırır…

Efendisini bu çılgınlıktan vazgeçirmek için çaresizce yalvarır…  

"Efendim onlar dev değil ki" diye seslenirı...

Ama Don Kişot'un gözü kendi gerçeğinden başka hiçbir şey görmez…

Ve işte o meşhur an gerçekleşir…

Don Kişot atı Rochinante'yi dev sandığı yel değirmenlerinden birine doğru dörtnala sürer...

Mızrak değirmenin kanadına çarptığı gibi paramparça oluyor ve hem kendisi hem de zavallı Atroçinante şiddetle yere savrulur...

Yere yığıldıktan sonra bile Don Kişot hayal dünyasından vazgeçmez...

Bu feci yenilgisini baş düşmanı ilan ettiği büyücü Freston'a bağlar ve  "Kütüphanemi çalan o büyücü Freston beni zaferin şanından mahrum etmek için bu devleri yel değirmenlerine çevirdi.” Der…

Bu durum sadece bir delinin komik hikâyesi değil; aynı zamanda idealizm ve gerçekçilik, akıl ve delilik arasındaki ince çizgiyi sorgulayan, insan ruhunun derinliklerine inen bir başyapıtın ana hatlarını sunuyor...

***

Don Kişot'un Hayalini Süsleyen Şehir: Trabzon

İspanyol yazar Miguel de Cervantes'in kaleme aldığı ve dünya edebiyatının başyapıtları arasında gösterilen Don Kişot romanında Trabzon'dan söz edilir…

Romanın kahramanı Don Kişot, Trabzon'u sıradan bir şehir olarak değil, "Taç Şehir" olarak görür…

En büyük hayallerinden biri ise Trabzon'u fethetmek, burada taç giymek ve Trebizond Kralı yani Trabzon Kralı olmaktır...

Basıldıktan sonra kitap öyle tutulur ki, sahte ikinci ciltleri çıkar…

Cervantes bu durumun önüne geçmek için kitabın ikinci cildini on yıl sonra yazar…

***

Yazar Cervantes Don Kişot kitabını kısaca, “Çocuklar onunla eğlenirler, gençler onu okurlar, büyükler onu anlarlar ve yaşlılar onu alkışlarlar.” şeklinde izah eder…