26 Mayıs, 2026
KANİJE SAVUNMASI VE TİRYAKI HAŞAN PAŞA
KİTAP İNCELEMESİ
***
KİTAP ADI: KANİJE SAVUNMASI VE TİRYAKI HAŞAN PAŞA
KİTAP YAZARI: Albay H. Ziya ERSEVER
Bu eser, Osmanlı İmparatorluğu'nun duraklama döneminde
Kanije Kalesi'nin savunmasını ve Tiryaki Haşan Paşa'nın askeri dehasını konu
almaktadır…
Kanije Kalesi, ilk defa Kanuni Sultan Süleyman döneminde
fethedilmiştir...
Ancak Kanuni'den sonra tekrar Avusturyalıların eline
geçmiştir…
1600 yılında ise, Serdar İbrahim Paşa komutasında kale
ikinci defa kuşatılmış ve fethedilmiştir...
Padişah III. Mehmet zamanında Tiryaki Hasan Paşa tarafından
fethedilmiştir…
***
Kanije Kalesi, 1600'lü yıllarda Osmanlı-Avusturya sınırında
stratejik bir öneme sahipti...
Belgrad'tan Orta Avrupa'ya açılan askeri yol üzerinde
bulunuyordu...
Kale, 1593'te başlayıp 1606'da Zitvatorok Antlaşması'yla
sona eren Avusturya Seferi'nde hem askeri hem de moral açısından birinci
derecede önem kazandı...
Tiryaki Hasan Paşa komutasındaki Kanije'de sergilenen
savunma ile kale çevresinde cereyan eden muharebe, Türk kahramanlığı ve Türk
özveri anlayışıyla özdeşleşmiştir...
Serdar-ı Ekrem Damat İbrahim Paşa'nın Estergon Kalesi'ne
yapacağı hücum konusunda Tiryaki Hasan Paşa, ordunun Estergon'a yönelmesi
halinde Kanije'deki düşmanın ordunun geri irtibat hatlarını keseceğini
belirtmiştir...
Tiryaki Hasan Paşa, muharebeyi sevk ve idarede üstün bir
yetenek sergiledi...
Doğa ve yapay engelleri aşmada zekâsını kullandı, harp
hilelerini iyi uyguladı…
Bu sayede, silah ve araç bakımından üstün olan düşmanları
yenmeyi başardı...
Tiryaki Hasan Paşa, duraklama döneminde askeri disiplin ve
fedakârlık anlayışının zayıfladığı bir ortamda, kuvvetli kişiliği sayesinde
emrindeki askerlerden tek vücut bir kitle yaratabildi...
İbrahim Paşa, Hasan Paşa'nın önerisini doğru bularak
kararından vazgeçti...
Çünkü Türk ordusunun, gerisinde büyük düşman kuvvetleri ve
kaleleri bırakarak kuzeye ilerlemesi başarısızlığa neden olabilirdi…
Kanije'nin Türkler tarafından ele geçirilmesi, Hıristiyan
dünyasını üzdü...
Tiryaki Hasan Paşa, düşmanın moralini bozmak için çeşitli
hilelere başvurdu...
Zekâ ve yeteneğini kullanarak yalan haberler yaydı ve
düşmanı bu haberlere inandırdı…
Kanije Savunmasının başarısı, büyük ölçüde Tiryaki Hasan
Paşa'ya aittir…
Hasan Paşa'nın zekâsı, kahramanlığı ve cesareti sayesinde,
sayıca üstün olan düşman ordusu yenilgiye uğratıldı…
Hasan Paşa'nın düşmanı aldatmak için kullandığı savaş
hileleri ve aldığı önlemler sayesinde, düşmanın elverişli imkânlara sahip
olmasına rağmen yenilmesi dikkat çekicidir...
Tiryaki Hasan Paşa, Serdar Yemişçi Hasan Paşa'dan üç kez
yardım istedi…
Ancak, Serdar yeniçerilerin itirazı nedeniyle yardım
gönderemedi...
Bu durum, savunmanın başarısız olmasına neden olabilirdi...
Tiryaki Hasan Paşa, Serdar'ın Estergon Kalesi'ne yöneleceği
sırada, Babofça Kalesi'nin fethedilerek köprülerin korunması ve Kanije'nin
alınması konusundaki teklifleriyle kuzey yönünde yapılacak harekâta kolaylık
sağladı...
Aksi takdirde, Kanije Kalesi'ndeki düşman Belgrad yönünde
taarruz ederek Türk ordusunun geri bağlantı hatlarını kesebilirdi...
Kanije alındıktan sonra Türk ordusunun, kalede az sayıda
muhafız bırakarak Belgrad Kışlağı'na dönmesi, düşmana yeniden hazırlanma
fırsatı verdi...
Serdar İbrahim Paşa'nın Belgrad'a dönerken Budin ve İstoni
Belgrad kalelerinde yeterli kuvvet bırakmaması da bir hataydı...
Nitekim İstoni Belgrad kısa sürede düşman eline geçti...
***
Tiryaki Hasan Paşa, muharebenin sevk ve idaresinde çok
başarılıydı…
Her türlü doğal ve yapay engelleri aşmada üstün bir zekâ ve
kabiliyet gösteriyordu…
Harp hilelerini en iyi şekilde kullanıyor ve bu yetenekleri
sayesinde, silah, araç ve gereç bakımından kendisinden kat kat üstün olan
düşmanlarını yenmeyi başarıyordu…
Duraklama devrinde askeri disiplin ve fedakârlık hislerinin
zayıflamaya başladığı bir ortamda, kuvvetli kişiliği sayesinde emrindeki
askerlerden tek vücut bir kitle yaratabilmişti…
Emri altındakilere kendisini daima sevdirmiş ve
inandırmıştı...
Tiryaki Hasan Paşa, ordunun hareket planları konusunda
önemli stratejik öngörülere sahipti...
Örneğin, Serdar-ı Ekrem'e (Başkomutan) ordunun Estergon'a
yönelmesi halinde Kanije'deki düşmanın geri bağlantı hatlarını keseceğini, bu
nedenle öncelikle Babofça Kalesi'nin ele geçirilmesi gerektiğini önermiştir...
Bu önerisi, ordunun başarısı için kritik bir öneme
sahipti...
Düşman ordusunu sürekli aldatıp şaşırtan harp hilelerindeki
becerisi ile ün kazanmıştı…
Zekâ ve becerisini kullanarak düşmanın moralini sarsacak
yalan haberler yaymış ve düşmanı bu haberlere inandırmıştı…
Verilen savaşta, Kanijelilerin gücü 10.000'den fazla
olmasına rağmen, Tiryaki Hasan Paşa komutasındaki 50 Türk atlısı karşısında
düşman taarruz veya savunma girişiminde bulunamamıştır…
Tiryaki Hasan Paşa, bu harekâtta cesur girişimiyle 40 katı
kadar fazla düşman karşısında parlak bir zafer kazanmıştır...
Kale'ye getirilecek erzakın düşman kuşatması öncesinde
girmesini sağlamak için birçok hilelerle düşmanı aldatmıştır...
Düşmanın moralini sarsacak yalan haberleri yaymış ve düşmanı
bu haberlere inandırmıştır...
Savaşın en kritik anlarında bile astlarını (bir eri dahi
olsa) kendisine inandırmaya önem vermesi ve türbe yaptırarak değer bilirliğini
göstermesi bakımından önemli bir örnektir...
Kazandığı parlak zaferlere rağmen hiçbir zaman böbürlenmemiş
ve daima mütevazı kalmıştır...
Hasan Paşa, Kanije Kalesi'nin savunması için gerekli tüm
ikmali yapmış, kendisine bağlı yerlerden asker getirtmiş ve istihbarattan elde
ettiği bilgilerin gerektirdiği tüm savunma önlemlerini almıştır...
Düşmanın moralini sarsmak ve kuşatmayı geciktirmek amacıyla
çeşitli harp hilelerine başvurmuştur...
Zekâ ve becerisini kullanarak yalan haberler yaymış ve
düşmanı bu haberlere inandırmıştır. Örneğin, "düşmanın Budin'e gideceği,
kendilerinin ise Avusturya'ya akın edeceği" şeklinde haberler yayarak
düşman casuslarının bu bilgiyi Ferdinand'a ulaştırmasını sağlamıştır...
Düşman içlerine gönderdiği casuslar aracılığıyla düşman
ordusunun Yanık Sahrasında toplandığı ve Avrupa'dan yardım geleceği bilgisini
almıştır.
Ayrıca, Karapençe gibi tecrübeli istihbarat elemanlarından
faydalanarak düşman içindeki olayları öğrenmiştir…
Esirlerden bilgi almak için çeşitli yöntemler
kullanmıştır...
Esirler kale içinde dolaştırılarak korku ve şaşkınlık
yaratacak şeyler gösterilmiş, kale içindeki erzak ve mühimmat hakkında abartılı
bilgiler verilerek serbest bırakılmıştır...
Böylece, kendi ordusuna dönen esirlerin bu bilgileri yayması
sağlanmıştır...
Düşmanın kaleye yaklaşması üzerine, sadece piyade
tüfekleriyle ateş edilmesini emretmiş, süvarilerin dışarı çıkmasını ve top
atılmasını yasaklamıştır...
Bu taktikle, kalenin zayıf olduğu izlenimi yaratmaya
çalışmıştır...
Düşmanın "Tanrı aşkı için bir top atın da kralımız
duysun" şeklindeki çağrılarına, "Biz burada birkaç günlük misafiriz,
böyle bir yerde topsuz kale savunulur mu?
Padişahımızın bunun gibi daha nice kaleleri var"
şeklinde yanıtlar vermiştir…
Hasan Paşa, kaleye getirilecek erzakın düşman kuşatması
öncesinde girmesini sağlamak için çeşitli hilelere başvurmuştur...
Bu sayede, kuşatma sırasında erzak sıkıntısı yaşanmasının
önüne geçmeyi hedeflemiştir...
Düşmanın tereddüt etmesini ve hareketsiz kalmasını sağlamak,
aynı zamanda kaledekilerin moralini yükseltmek amacıyla sahte haberler
yaymıştır...
Düşmandan alınan iki tutsağı ayrı ayrı sorguya çekmiş ve
İstoni Belgrad'ın alındığı bilgisini teyit etmiştir...
Ardından, bu tutsakları Macar beylerinin yanından geçirerek
kaleye Macar askerlerinin yardıma geldiği yönünde yanlış bilgiler verdirerek
serbest bırakmıştır...
Bu taktikler sayesinde Tiryaki Hasan Paşa, kuşatma öncesinde
düşmanı psikolojik olarak zayıflatmayı, yanlış yönlendirmeyi ve kalenin savunma
hazırlıklarını gizli tutmayı başarmıştır...
Düşmanın bataklığı geçmek için yaptığı köprüler, fedai
askerler tarafından gizlice yakılmıştır...
Ayrıca, düşmanın yaptığı bir köprüye kalın bir urganla
çengel takılarak köprü yukarı çekilmiş ve üzerindeki düşman askerlerinin
boğulması sağlanmıştır...
Başkomutana yazılmış gibi sahte bir mektup hazırlanarak
düşmanın eline geçmesi sağlanmıştır...
Bu mektupta, kalenin durumu hakkında yanıltıcı bilgiler
verilerek düşmanın yanlış stratejiler izlemesi amaçlanmıştır…
Handan ve Kenan isimli köleler kaçak gibi düşman içine
gönderilmiş, İmparator'a kalenin yiyecek ve asker sıkıntısı çektiği yönünde
yalanlar söylemeleri istenmiştir...
Daha sonra bu kölelerin aslında casus olduğu ortaya çıkınca
idam edilmişlerdir...
Barut sıkıntısı çekildiği dönemde, Uzun Ahmet isimli bir askerin
güherçileden barut yapabileceğini söylemesi üzerine, bu durumdan faydalanılarak
düşmana barut sıkıntısı olmadığı mesajı verilmiştir...
Ömer Ağa komutasındaki askerler Berk Suyu üzerinden karşıya
geçirilirken, aynı anda kaleden topçu ateşi açılmıştır...
Bu, piyade ve topçunun koordineli bir şekilde çalışarak
düşmana büyük kayıplar verdirmesini sağlamıştır...
Düşmanın kaçış yolları kesilerek pusu kurulmuş ve düşman
askerlerinin büyük bir bölümü imha edilmiştir…
Bu hileler sayesinde Tiryaki Hasan Paşa, düşmanı psikolojik
olarak yıpratmış, yanlış kararlar vermelerini sağlamış ve kalenin savunmasını
başarıyla sürdürmüştür...
***
Kanije Savunması, Osmanlı İmparatorluğu'nun duraklama
döneminde kazanılan önemli bir zaferdi...
Bu dönemde elde edilen başarılar, Türk milletine umut vermiş
ve moralini yükseltmiştir…
Tiryaki Hasan Paşa'nın askeri zekâsı, liderlik yetenekleri
ve harp hileleri sayesinde kazanılan bu zafer, Osmanlı ordusunun gücünü ve
yeteneklerini bir kez daha göstermiştir...
Paşa'nın düşmanı aldatma, istihbarat toplama ve askerlerini
motive etme becerisi, zaferin kazanılmasında belirleyici olmuştur...
Kanije'nin 1600 yılında Türkler tarafından ele geçirilmesi,
Hıristiyan dünyasında büyük bir üzüntü yaratmıştı...
Bu durum, kalenin Osmanlı İmparatorluğu için ne kadar önemli
bir stratejik hedef olduğunu göstermektedir...
Tiryaki Hasan Paşa'nın stratejik öngörüsü sayesinde, ordunun
Estergon'a yönelmesi durumunda Kanije'deki düşmanın geri bağlantı hatlarını
kesme tehlikesi bertaraf edilmiştir...
Bu sayede, Osmanlı ordusunun kuzeydeki harekâtı için
güvenlik sağlanmıştır...
Türk ordusunun büyük bir kısmı Kanije'ye giderken, kuzey
yanının korunması için Budin Kalesi'nin de güçlü tutulması gerekiyordu...
Tiryaki Hasan Paşa gibi yetenekli bir komutanın Budin'e
atanması, bu bölgenin güvenliği açısından önemli bir karardı...
***
Kanije Zaferi'nden sonra Padişah III. Mehmet, Tiryaki Hasan
Paşa'yı vezirlik rütbesiyle ödüllendirmiş ve ona olan takdirini göstermiştir...
Bu durum, Kanije Savunmasının Osmanlı Devleti nezdindeki
önemini ve değerini açıkça ortaya koymaktadır...
19 Mayıs, 2026
ENVER VE MUSTAFA KEMAL'İN KİTABI (1908-1938)-3.CİLT
KİTAP İNCELEMESİ
***
KİTAP ADI: ENVER VE MUSTAFA KEMAL'İN KİTABI (1908-1938)-3.CİLT
KİTAP YAZARI: YAŞAR GÖREN
***
Yaşar Gören, 1950 yılında Bulgaristan’ın Silistre kentinde doğdu...
Aynı yıl ailesiyle Türkiye’ye geldi...
1976 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu…
Sırasıyla Anka Ajansı, Demokrat, Yeni Ulus, Günaydın, Bugün, Sabah ve Star gazetelerinde çalıştı... Parlamento muhabirliği, istihbarat şefliği, haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü, editörlük ve redaktör lük yaptı...
1980 yılı öncesinde Demokrat gazetesinde istihbarat şefi iken Tarsus ve Çorum katliamlarını, Fatsa ve Aybastı nokta operasyonlarını izledi, 12 Eylül askeri darbesi sırasında, saat 02.00’de tanklar Ankara caddelerinde mevzilenirken haberci olarak oradaydı…
1980 yılında Ga zeteciler Sendikası Ankara Şube Başkanı oldu...
1983 yılında Yeni Ulus gazetesinde parlamento muhabiri, ardından istihbarat şefi oldu…
Yaşar Gören Sürekli basın kartı sahibidir…
***
Resmi tarih eleştirisi:
Resmi Tarihin Eleştirisi, doğrudan Terminoloji ve Kavramlar
başlığı altında ele alınmakta ve tarihin nasıl anlatıldığının kullanılan
sıfatlar ile şekillendiği savunulmaktadır…
Bir kelimenin bilim, sanat, spor, meslek ya da bir zanaat
dalına özgü özel kavramları karşılamak üzere kazandığı anlama terim anlam
denir…
Futbol: taç, kale; Müzik: sus işareti; Tiyatro: kostüm,
sufle; Dilbilgisi: nokta, virgül; Matematik: yarıçap, kök; Tarih: kronoloji vb…
Resmi Tarihin Eleştirisi ve bu bağlamda önerilen yeni
terminoloji şu şekildedir:
Terminolojik Bir Silah Olarak Sıfat Seçimi
Yazar, yakın tarihin bugüne kadar baş aktörlerin
"heykelini yaparak" yani onları kutsallaştırarak anlatıldığını iddia
eder…
Bu "resmi"
anlatıyı yıkmak için kullanılan sıfatların değiştirilmesi gerektiğini savunur:
İttihat ve Terakki: Resmi tarihin bir "cemiyet"
veya "parti" olarak tanımladığı bu yapıyı, yazar doğrudan bir
"terör örgütü" olarak nitelendirir…
Aktörlerin Nitelendirilmesi: Masonlara veya Yahudilere
"hürriyet kahramanı" denilmesine karşı çıkar; vatan kurtarıcısı
olarak övülen kişileri "devlet-millet düşmanı haydutlar" olarak
tanımlar…
Enver Paşa: Hürriyet kahramanı olarak değil, kendi devletine
savaş açmış "eşkıya bir terörist" ve "katil" olarak
betimlenir…
Kurumsal ve Hukuki Kavramların Yeniden Tanımlanması
Yazar, Cumhuriyet'in kuruluş sürecindeki kurumları resmi
tarihin aksine hukuki bir meşruiyet zemininden yoksun gösterir:
Ankara Hükümeti ve Meclis: 1920'de Ankara'da toplanan
Meclis'in Osmanlı iç hukuku açısından "yasadışı" olduğu savunulur…
Westfalya Anlaşması ve dönemin anayasasına (Teşkilat-ı
Esasiye) dayandırılarak bu oluşum "askeri darbe",
"haydutluk" ve "paralel hükümet" olarak adlandırılır…
Kurtuluş Savaşı: Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkarak bir
kurtuluş savaşı başlattığı iddiası "sahte bir tarih inşası" olarak
nitelenir; yazar, onun İngiliz işgalcilerin şartlarını yerine getirmek için
Samsun'a gönderildiğini ve asıl işgalcilerle (İngiliz, Fransız, İtalyan)
savaşmadığını iddia eder…
Tarihi Olayların Kavramsal Eleştirisi…
Sevr Anlaşması: Resmi tarihin "hain padişahın
imzaladığı anlaşma" tezi, belgelerle reddedilmeye çalışılır…
Kaynakta Sevr, padişah tarafından onaylanmadığı için hukuken
bir anlaşma değil, bir "proje" olarak tanımlanır…
Bu durumun "Kemalist rejim" tarafından kendi
meşruiyetini sağlamak için bir "iftira" olarak kullanıldığı savunulur…
Zafer Kavramı: İnönü Savaşları ve Sakarya Meydan Muharebesi
gibi olaylar etrafında oluşan "zafer" anlatısı eleştirilir…
Birinci İnönü'nün aslında bir "yenilgi" olduğu,
zafer telgraflarının ise "şiirden ibaret" uydurmalar olduğu iddia
edilir…
Sakarya Savaşı'nın ise Mustafa Kemal tarafından değil, Fevzi
Çakmak tarafından yönetildiği ve kazanıldığı savunulur…
Yazarın temel tezi, yakın tarihin "yalanlar ve düzmece
raporlar üzerinden" inşa edildiği ve gelecek nesillerin gerçek bir tarih
anlayışına ulaşması için bu "heykellerin" yıkılması gerektiğidir…
Terminoloji değişikliği, bu eleştirinin temel taşı olarak
sunulur; zira yazara göre kullanılan sıfatlar, tarihçinin durduğu tarafı
göstermektedir…
***
Birinci Dünya Savaşı ve Cepheler, yazar Yaşar Gören'in
revizyonist tarih anlayışı çerçevesinde; resmi tarihin "kahramanlık"
anlatılarını yıkan, askeri başarısızlıkları ve komuta kademesindeki
"ihanet" iddialarını ön plana çıkaran bir bakış açısıyla ele alınmaktadır…
Yazarın "Enver ve Mustafa Kemal'in Kitabı"ndaki
anlatısına göre Birinci Dünya Savaşı ve cephelerde yaşananlar şu şekilde
özetlenebilir:
Savaşa Giriş ve Sarıkamış Cephesi
Savaşa Giriş: Yazar, "Gagauz asıllı" olarak
nitelendirdiği Enver Paşa'nın, makul bir gerekçe olmaksızın ve aceleyle
imparatorluğu 5 Kasım 1914 tarihinde savaşa soktuğunu iddia eder…
Sarıkamış Felaketi: Enver Paşa, 3. Ordu'nun başında iken
iklim ve zaman şartlarını gözetmeden Ruslara saldırmakla suçlanır…
Ordu kışlık kıyafetten yoksundur ve 15 gün içinde 107 bin
şehit verilmiştir…
Yazar, Enver Paşa'nın "taarruz edilmez" diyen
Hasan İzzet Paşa'yı idamla tehdit ettiğini ve ordu yok olduktan sonra
kendisinin savaş alanından "atlı kızakla kaçtığını" ileri sürer…
Çanakkale ve Kut-ül Amare Cepheleri
Çanakkale'de Alman Etkisi: Resmi tarihin aksine,
Çanakkale'deki başarının Mustafa Kemal'e değil, Alman generallere (Liman von
Sanders, Amiral Usedom, Merten) ve Boğaz'ı tahkim eden II. Abdülhamid'e ait
olduğu savunulur…
Osmanlı ordusunun yenilmemesi, Alman askeri yardımına ve
mayın harbi ile denizaltı faaliyetlerine bağlanır…
Kut-ül Amare: Bağdat yakınlarındaki bu zaferin asıl
mimarının, İngiliz ordusunu kuşatan ve zaferden bir hafta önce ölen Alman
Generali Colmar Freiherr von der Goltz olduğu iddia edilir…
Filistin ve Suriye Cephesi (İhanet İddiaları)
Bu cephe, yazarın Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarına
yönelik en ağır eleştirilerini yönelttiği alandır:
Mustafa Kemal’in Firarı: Yazar, 7. Ordu Komutanı Mustafa
Kemal'in Filistin'de üst komutanlıktan izin almadan ve emirleri dinlemeden
"savaş alanından kaçtığını" iddia eder…
Bu kaçışın "her şeyin sonu" olduğu ve
imparatorluğun Filistin'de "yere serildiği" savunulur…
İsmet İnönü ve Diğer Komutanlar: İsmet İnönü’nün 1917’de
Birüssebi’de savaş alanından kaçarak Gazze’nin düşmesine neden olduğu; Fevzi
Çakmak ve Ali Fuat Cebesoy’un ise Kudüs’ü "tek kurşun atmadan İngilizlere
teslim ettikleri" ileri sürülür…
Yıldırım Orduları Grubu'nun Dağılması: Mustafa Kemal'in
1918'deki çekilme emriyle ordunun feci bir yenilgiye uğradığı, binlerce şehit
ve esir verildiği, milyonlarca Osmanlı altınının İngilizlerin eline geçtiği
iddia edilir…
Yazar, Mustafa Kemal'in Halep'te kılıcıyla birlikte İngiliz
General MacAndrew’a teslim olduğunu savunur…
Yazarın temel tezi, Devlet-i Aliyye'nin (Osmanlı)
"kendi ordusunun ihanetine uğradığı" yönündedir…
Birinci Dünya Savaşı'ndaki büyük toprak kayıpları ve nihai
çöküş, komuta kademesindeki isimlerin (Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Fevzi
Çakmak) şahsi çıkarları ve "Mason/İttihatçı" bağlantıları nedeniyle
cepheleri terk etmelerine bağlanır…
Cephelerdeki bu
gerçeklerin üzerinin örtüldüğü ve "sahte bir tarih" inşa edildiğini
savunan yazar,
gelecek nesillerin bu konuda "bilinçlendirilmesi"
gerektiğini savunmaktadır…
***
Milli Mücadele dönemindeki Dış Yardımlar:
Mustafa Kemal Paşa’nın kişisel serveti ve Türkiye İş
Bankası’nın kuruluşu ile doğrudan ilişkilendiren revizyonist bir bakış açısı
sunmaktadır…
Yazar Yaşar Gören, bu
yardımların büyük bir kısmının devlet hazinesine değil, Mustafa Kemal’in şahsi
hesaplarına aktarıldığını iddia etmektedir…
Kaynaklara göre dış yardımlar ve finansal kaynaklar şu
başlıklar altında toplanmaktadır:
1. Hint Müslümanlarının Yardımları
Gönderiliş Amacı ve Şekli: Hintli Müslümanların, Hinduların
ve Sihlerin, İngilizlere karşı Halifeyi kurtarması için topladıkları paralar
banka havalesiyle (Bombay’daki İngiliz Bankası’ndan Osmanlı Bankası’nın Ankara
şubesine) Mustafa Kemal adına gönderilmiştir…
İngiliz İstihbaratının Rolü: Yazar, İngiliz istihbaratının
Reuters aracılığıyla Mustafa Kemal’in "Hilafeti kurtaracağı"
haberlerini yayarak Hintlileri para göndermeye teşvik ettiğini, böylece
İngiltere’nin kendi "adamını" Hintlilere finanse ettirdiğini ileri
sürer…
Servete Dönüşüm: Bu paraların Maliye Bakanlığı kayıtlarına
girmediği, Mustafa Kemal tarafından "Bu para bana gönderildi,
benimdir" denilerek şahsi mülkiyetine geçirildiği savunulur…
Yardımların toplam miktarının bugünkü değerle 1 milyar
liranın üzerinde olduğu iddia edilmektedir…
Kullanım Alanları: Bu paranın 250.000 lirasının İş
Bankası’nın ana sermayesi olarak kullanıldığı, bir kısmıyla da Atatürk Orman
Çiftliği ve bira fabrikası gibi kişisel yatırımların yapıldığı belirtilir…
2. Sovyet Rusya ve Özbek (Buhara) Yardımları
Özbek Altınları: Lenin aracılığıyla Buhara Cumhuriyeti’nden
(Özbekistan) gönderilen yüklü miktarda altın yardımı zikredilir…
Buhara Meclisi’nin 100 milyon altın gönderilmesine karar
verdiği, ancak bunun ne kadarının Ruslar tarafından tutulup ne kadarının
Ankara’ya ulaştığının belirsiz olduğu ifade edilir…
Rus Altın Rubleleri: 1921-1922 yıllarında Sovyet Rusya’dan
farklı partiler halinde yaklaşık 11 milyon altın ruble geldiği kaydedilir…
Yazar, bu altınların ne kadarının Maliye Bakanlığı
kayıtlarına girdiğinin meçhul olduğunu savunmaktadır…
3. Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa’nın Bağışı
Mısır Hidivi’nin Türk vatandaşlığına geçmesi münasebetiyle
bağışladığı 900 bin lira civarındaki paraya Mustafa Kemal’in el koyarak kendi
şahsi hesabına yatırdığı iddia edilir…
Bu miktarın bugünkü karşılığının yaklaşık 416 milyon TL
olduğu hesaplanmıştır…
4. Finansal Kaynaklar ve Kişisel Servet Bağlamı
Dünyanın En Zengin Generali: Kaynaklarda Mustafa Kemal, dış
yardımları ve ittihatçılardan devralınan sermayeyi şahsi servetine dönüştürerek
"dünyanın en zengin generali" ve "Türkiye’nin ilk bankeri, en
büyük toprak ağası" olarak tanımlanır…
İtibar-ı Milli Bankası’na El Konulması: 1927’de Maliye
Nazırı Cavit Bey’in idam edilmesinin ardından, ittihatçıların kontrolündeki
İtibar-ı Milli Bankası’nın (yaklaşık 4 milyon lira sermayeli) kanunsuz bir
şekilde İş Bankası’na devredildiği ve Mustafa Kemal’in bu bankanın tek ve
gerçek sahibi olduğu ileri sürülür…
Silah Arkadaşlarıyla Tezat: Mustafa Kemal büyük bir servet edinirken;
Kazım Karabekir, Cafer Tayyar Paşa ve Rauf Orbay gibi isimlerin geçim sıkıntısı
çektiği veya sürgün hayatı yaşadığı vurgulanarak bir tezat oluşturulur…
Yazarın temel iddiası, Milli Mücadele için gönderilen dış
yardımların ve mülkiyeti tartışmalı finansal kaynakların, modern Türkiye’nin
kurucu kadrosu tarafından kişisel zenginleşme aracı olarak kullanıldığı
yönündedir…
***
Sunulan kaynaklarda Milli Mücadele Dönemi Savaşları, yazar
Yaşar Gören'in revizyonist tarih anlayışı çerçevesinde, resmi tarihin
"kahramanlık destanı" olarak sunduğu olayları "yalanlar, düzmece
raporlar ve ihanetler" olarak yeniden tanımlayan bir bakış açısıyla ele
alınmaktadır…
Yazar, bu dönemi bir "kurtuluş savaşı" olarak
değil, Osmanlı İmparatorluğu'nun (Devlet-i Aliyye) kendi ordusu tarafından
uğratıldığı "benzersiz bir ihanet" süreci olarak nitelendirir…
Kaynaklara göre Milli Mücadele dönemi savaşları ve kritik
dönemeçleri şu şekildedir:
1. Savaşın Niteliği ve Başlangıcı
Asıl İşgalcilerle Savaşılmadığı İddiası: Yazar, Mustafa
Kemal'in asıl işgalciler olan İngiliz, Fransız ve İtalyan ordularına tek kurşun
atmadığını, yönettiği askerlerin sadece Yunanlılara karşı savaştığını iddia
eder…
Ankara Hükümeti'nin Meşruiyeti: 1920'de Ankara'da toplanan
Meclis ve kurulan hükümet, Osmanlı iç hukuku ve Westfalya Anlaşması uyarınca
"Haydut Ankara Hükümeti" olarak tanımlanır…
2. Bursa'nın Teslimi (Temmuz 1920)
Yazar, Osmanlı'nın ilk başkenti Bursa'nın 8 Temmuz 1920'de
Yunan ordusuna "tek kurşun atmadan" teslim edildiğini savunur…
Bu teslimiyetin, Mustafa Kemal'in "Bursa'yı Yunan'a
bırakın, şehri boşaltın" emriyle gerçekleştiğini ve bunun mecliste
şiddetli tartışmalara yol açtığını ileri sürer…
3. Birinci İnönü Savaşı (Ocak 1921)
"Uydurma Zafer" İddiası: Resmi tarihte zafer
olarak geçen bu savaşın aslında bir yenilgi olduğu iddia edilir…
Yazar, İsmet İnönü'nün cephede değil Kütahya'da olduğunu,
Yunan ordusunun attığı birkaç top mermisiyle ürküp Ballı köyüne kaçtığını
savunur…
Mustafa Kemal'in İsmet İnönü'yü kahraman ilan eden
telgrafının, halkı kandırmak için uydurulmuş "şiirden ibaret bir
yalan" olduğu öne sürülür…
4. Kütahya-Eskişehir Savaşları (Temmuz 1921)
Bu süreç "bozgun günleri" olarak tanımlanır…
Türk ordusunun ağır
bir yenilgi aldığı, Afyon, Kütahya ve Eskişehir'in kaybedildiği ve 30 binden
fazla askerin (her üç askerden birinin) silahlarıyla birlikte cepheden kaçtığı
belirtilir…
Fevzi Çakmak'ın, İsmet İnönü için "Eline verdiğim gül
gibi kuvvetleri mahvetti" dediği aktarılır…
5. Sakarya Meydan Muharebesi (Ağustos-Eylül 1921)
Komuta Meselesi: Mustafa Kemal'in attan düşüp kaburgasını
kırmasını bahane ederek savaştan kaçtığı, Sakarya Savaşı'nı planlayan ve
yöneten asıl kişinin Fevzi Çakmak olduğu iddia edilir…
Geri Çekilme Emri: Savaş sırasında Mustafa Kemal'in
yenilgiye hükmederek "geri çekilme" emri verdiği, ancak Fevzi
Çakmak'ın bu emri sumen altı ederek zaferi kazandığı savunulur…
"Hatt-ı Müdafaa" Sözü: "Hatt-ı müdafaa
yoktur, sath-ı müdafaası vardır" cümlesinin savaş sırasında değil, 6 yıl
sonra Nutuk yazılırken uydurulduğu ileri sürülür…
Yunan Çekilmesi: Yunan ordusunun stratejik bir başarıyla
değil, açlık, susuzluk ve lojistik yetersizlikler nedeniyle Ankara önlerinden
çekildiği iddia edilir…
6. Büyük Taarruz ve İzmir (Ağustos-Eylül 1922)
İngiliz Yardımı: Büyük Taarruz planlarının Mustafa Kemal ve
İngiliz General Townshend tarafından birlikte yapıldığı, Townshend'in taarruz
sırasında Kocatepe'de bulunduğu iddia edilir…
İngilizleri Koruma (Çanakkale Olayı): Taarruz sonrası Türk
ordusunun Çanakkale'de kıstırdığı ve ezip geçebileceği 600 kişilik zayıf
İngiliz birliğine, Mustafa Kemal'in İngilizleri korumak için saldırı emri
vermediği savunulur…
İzmir Yangını: İzmir'in geri alınmasından sonra şehrin
yakılmasının, Rum ve Ermeni nüfusu şehirden kaçmaya zorlamak için Mustafa Kemal
ve Sakallı Nurettin Paşa tarafından planlanan sistematik bir eylem olduğu iddia
edilir…
Yazarın temel iddiası, bu savaşların ve
"devrimlerin" aslında Lozan'da İngilizlere verilen sözlerin birer
parçası olduğu ve modern Türkiye'nin bu "ihanetler" üzerine inşa
edildiğidir…
***
Sunulan kaynaklarda Siyasi Meseleler ve Antlaşmalar, yazar
Yaşar Gören'in resmi tarih anlatısına karşı geliştirdiği revizyonist bakış
açısıyla; meşruiyet tartışmaları, "ihanet" iddiaları ve İngiliz
etkisi bağlamında ele alınmaktadır…
Yazar, Türkiye
Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecindeki hukuki ve siyasi adımları, Osmanlı
İmparatorluğu'nun (Devlet-i Aliyye) tasfiyesi ve İngiliz çıkarlarına hizmet
eden bir "yeni düzen" inşası olarak tanımlar…
Ankara Hükümeti'nin Meşruiyeti ve "Haydut"
Statüsü:
Yazar, 1920'de Ankara'da toplanan Meclis'in ve kurulan
hükümetin hukuki bir temeli olmadığını savunur…
Osmanlı İç Hukuku: 1876 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'na
göre Meclis'i sadece Padişah açabilir ve Meclis İstanbul dışında toplanamaz; bu
nedenle Ankara'daki oluşum bir "askeri darbe" ve "paralel
hükümet" olarak nitelendirilir…
Uluslararası Hukuk: 1648 Westfalya Anlaşması uyarınca,
uluslararası bir konferans tarafından tanınmayan askeri-siyasi oluşumların
"haydut" statüsünde olduğunu ileri sürerek, Ankara yönetimini
"Haydut Ankara Hükümeti" olarak adlandırır…
Sevr Antlaşması: "Bir Proje, Bir İftira"…
Sevr’in hukuki niteliği ve Padişah Vahideddin’in rolü
hakkında resmi tarihten tamamen farklı bir tablo çizer…
İmzasız Bir Metin: Sevr’in Padişah veya Sadrazam Damat Ferit
Paşa tarafından onaylanmadığı, bu nedenle hukuken bir antlaşma değil, sadece
bir "proje" olarak kaldığı vurgulanır…
Siyasi Kullanım: Kemalist rejimin, kendi meşruiyetini
sağlamak ve Padişah'ı "hain" ilan etmek için Sevr'in imzalandığına
dair "kuru bir iftira" uydurduğu iddia edilir…
Atatürk'ün İfadesi: Mustafa Kemal'in Nutuk'ta Sevr'den tam
15 kez "proje" olarak bahsettiği ve bunu Vahideddin’e değil, hükümete
izafe ettiği belirtilir…
Lozan Antlaşması: "Teslimiyet ve Gizli
Taahhütler"…
Lozan, kaynaklarda bir "tapu senedi" değil,
imparatorluğun paylaşılması ve İngiliz hâkimiyetine girilmesi olarak görülür…
Toprak Kayıpları: İmparatorluk topraklarının 10'da 9'unun
(Sudan, Mısır, Arabistan, Suriye, Irak vb.) Lozan'da terk edildiği savunulur…
Devrimlerin Kaynağı: "Atatürk İnkılâpları" olarak
bilinen köklü değişikliklerin (alfabe, şapka, laiklik vb.) aslında Lozan'da
İngilizlere verilmiş gizli sözlerin yerine getirilmesi olduğu iddia edilir…
Hayim Nahum’un Rolü: Yahudi Hahambaşı Hayim Nahum’un
Lozan’da İsmet Paşa’ya danışmanlık yaparak, İngilizlerin "Hilafeti
kaldırın, bağımsızlığınızı tanıyalım" şartını Ankara’ya kabul ettirdiği
ileri sürülür…
Mudanya: Bu mütarekenin, Çanakkale ve İstanbul'da
kıstırılmış olan İngiliz ordusunu yok edilmekten kurtarmak için yapıldığı iddia
edilir…
İngiliz General
Harington'un "İstediğimiz her şeyi aldık" dediği aktarılır…
Musul ve Kerkük'ün, Milletler Cemiyeti komisyonu Türkiye
lehine rapor vermesine rağmen, İngiliz blöfleri ve Şeyh Sait İsyanı gibi iç
karışıklıklar bahane edilerek 500 bin sterline İngiltere'ye satıldığı
savunulur…
Yazarın temel iddiası, bu antlaşmaların ve siyasi hamlelerin
modern Türkiye'yi batılı bir yaşam tarzına zorlayarak İslam dünyasından
koparmak ve İngiltere liderliğindeki "Lozan Düzeni"ne eklemlemek için
yapıldığıdır…
***
Yazar Yaşar Gören'in resmi tarihin "kahramanlık"
anlatılarını yıkarak aktörlerin insani zaaflarını, şahsi hırslarını ve
karanlıkta kalmış trajedilerini merkeze alan revizyonist bakış açısıyla ele
alınmaktadır… Yazar, terminolojiyi bir "yön tayini" olarak
tanımlayarak, bu figürleri tanımlarken kullandığı sıfatlarla (terörist, haydut,
mason vb.) yerleşik tarih algısını değiştirmeyi amaçlar…
Kişisel olaylar ve figürler:
Fikriye Hanım: Kaynakta Mustafa Kemal'in "ilk resmi
eşi" olarak tanımlanır ve 1920'de gizli bir dini nikah kıyıldığı iddia
edilir…
Fikriye'nin Çankaya Köşkü'nü çekip çevirdiği, ancak Latife
Hanım'ın gelişiyle uzaklaştırıldığı anlatılır…
Fikriye'nin hamile kaldığı, Mustafa Kemal'in isteğiyle
Münih'e kürtaj ve tedavi bahanesiyle gönderildiği ve geri döndüğünde Çankaya
Köşkü önünde yaver Rusuhi Bey tarafından sırtından vurularak öldürüldüğü ileri
sürülür…
Mezarı ise bilinçli olarak yok edilmiştir…
Latife Hanım'ın Mustafa Kemal'e yönelik ağır eleştirilerine
yer verilir; onu "sahte Napolyon" ve "beceriksiz bir
diplomat" olarak nitelediği iddia edilen mektupları aktarılır…
Vedad Uşaklıgil: Halit Ziya Uşaklıgil’in oğlu olan Vedad'ın
Çankaya Köşkü'nde Mustafa Kemal ile kurduğu yakınlık, Latife Hanım ile
boşanmanın asıl sebebi olarak sunulur…
Vedad'ın daha sonra Arnavutluk'ta şüpheli bir şekilde
intihar ettiği belirtilir…
Tartışmalı Ölümler ve İnfazlar
Ali Şükrü Bey ve Topal Osman: Trabzon Milletvekili Ali Şükrü
Bey'in, Mustafa Kemal'e muhalefeti (özellikle içki yasağı ve hilafet
konularında) nedeniyle Mustafa Kemal'in emriyle Topal Osman tarafından
öldürüldüğü savunulur…
Ardından Topal Osman'ın da susturulmak için kuşatıldığı ve
kafası kesilerek öldürüldüğü anlatılır…
Mustafa Sagir: Hint Hilafet Komitesi delegesi olarak
Ankara'ya gelen Sagir'in, Mustafa Kemal tarafından İngiliz casusu olmakla
suçlanıp idam edildiği; beraberinde getirdiği 30 bin altına ise el konulduğu
iddia edilir…
Halit Paşa: Ardahan Mebusu Halit Paşa'nın, Meclis
koridorunda Mustafa Kemal'in silahşorları (Kel Ali ve Rauf Bey) tarafından
vurulduğu ve kasten yanlış tedavi edilerek ölmesine göz yumulduğu ileri
sürülür…
Manevi Evlatlar ve İdeolojik Figürler
Zehra Aylin: Atatürk'ün ilk manevi evlatlarından biri olup,
Londra'dan dönerken Fransa'da trenden düşerek (veya atılarak) şüpheli şekilde
öldüğü, mezarının ise Fikriye Hanım'ınki gibi kayıp olduğu belirtilir…
Afet İnan: Atatürk'e "safra kesesinden daha yakın"
bir isim olarak tanımlanır…
Türk Tarih Tezi ve "kafatası ölçümü" çalışmalarının merkezinde yer aldığı; Mimar
Sinan'ın kafatasının bile bu amaçla mezardan çıkarıldığı anlatılır…
Moiz Kohen (Tekin Alp): Kemalizm'in ideolojik temellerini
atan aslen Yahudi bir figür olarak tanıtılır… "Araplar bizi arkadan
vurdu" gibi söylemlerin ve Türk Tarih Tezi'nin asıl mimarı olduğu iddia
edilir…
Şahsi Karakter ve Alışkanlıklar
İçki ve Yaşam Tarzı: Mustafa Kemal'in her gece yarım kilo
rakı içtiği, bu alışkanlığın sağlığını bozduğu ve kararlarını etkilediği
savunulur…
Çankaya Köşkü'nde sarhoşken bir seymenin başının üzerinden
ateş etmesi gibi olaylar "kişilik tahlili" olarak sunulur…
Servet: Mustafa Kemal'in Hindistan yardımları ve Mısır
Hidivi'nin bağışlarıyla "dünyanın en zengin generali" ve Türkiye'nin
en büyük toprak ağası haline geldiği, bu serveti silah arkadaşlarından
esirgediği iddia edilir…
Bu kişisel anlatılar, kitabın genel bağlamında
"statülerin yıkılması" ve kurucu kadronun insani/ahlaki açılardan
sorgulanması işlevini görmektedir…
***
'Black Jumbo' Dosyası ve Sakarya Savaşı Planları
İngiliz İstihbarat Raporu: 20 Ağustos 1921 gecesi, Sakarya
Savaşı'nın başlamasından üç gün önce, İstanbul'daki Müttefik Kuvvetler
Başkomutanı İngiliz Generali Harington, Londra'ya çok gizli ve ayrıntılı bir
telgraf gönderir…
Bu telgrafta, Türk ordusunun Sakarya'daki tüm tümenlerinin
tertiplenme şekli, birliklerin kompozisyonu ve Batı Cephesi Komutanlığı'nın en
son harekât emirleri detaylarıyla yer almaktadır…
Casusun Kimliği İddiası: Yazar, bu kadar üst düzey askeri
sırların (sadece Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa'nın bildiği
bilgilerin) anında İngilizlere ulaşmasını sorgular…
Fevzi ve İsmet Paşaların cephede olduğunu, Mustafa Kemal'in
ise Ankara Garı'nda elinin altında bir telgraf merkeziyle bulunduğunu belirtir…
Yazar, Ankara'dan İstanbul'a sansürden geçmeden bu kadar
uzun metinleri ancak Anadolu Ajansı'nın telgraf merkezinden gönderilebileceğini,
ajansın başında da İngilizcesi mükemmel olan Halide Edip Adıvar'ın bulunduğunu
iddia eder…
Sonuç olarak yazar, "Black Jumbo kod adlı İngiliz ajanı
Mustafa Kemal’in ta kendisidir" iddiasını açıkça dile getirir…
Yazara göre, asıl
casus Mustafa Kemal'dir; ancak o, Hint Hilafet Heyeti delegesi olarak gelen ve
Ankara'nın İngilizlerle savaşmadığını anlayan Mustafa Sagir'i "casus"
ilan ederek ve sahte delillerle idam ettirerek kendi izini örtmüştür…
Halide Edip, bu bağlamda Mustafa Kemal'in İngilizce
tercümanı ve Anadolu Ajansı üzerinden İngiliz istihbaratına bilgi akışını
sağlayan kilit figürlerden biri olarak sunulur…
Yazarın bu konudaki temel tezi, Mustafa Kemal'in
İngilizlerle gizli bir iş birliği içinde olduğu, 'Black Jumbo' kod adıyla kendi
ordusunun planlarını onlara aktardığı ve bu durumun "Kurtuluş Savaşı"
anlatısının sahte bir temel üzerine kurulu olduğunun kanıtı olduğudur…
Bu iddia, kitabın genelindeki "statüleri yıkma" ve
kurucu figürleri "vatan haini" veya "ajan" olarak
nitelendirme amacının bir parçasıdır…
***
Silah Arkadaşlarının
Tasfiyesi
Mustafa Kemal'in
Milli Mücadele'yi birlikte başlattığı çekirdek kadroyu (Amasya Tamimi kadrosu)
siyaseten ve bazen bedenen saf dışı bırakma süreci olarak ele alınmaktadır…
Bu tasfiye hareketi, "Kişisel Olaylar ve Figürler"
bağlamında hem siyasi bir güç mücadelesi hem de derin bir ekonomik ve insani
uçurum üzerinden kurgulanmaktadır…
İktidarın Tekelleşmesi: Yazar, Mustafa Kemal'in 1923
seçimlerinden itibaren "muhalif istemiyorum" diyerek kendisine sadece
sadakat gösterenleri meclise aldığını, bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti
tarihindeki ilk muhalefet partisini olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı 17
Kasım 1924'te; Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele ve
Adnan Adıvar kurmuşlardır…
TCF'nin kuruluşu "hain kafaların eseri" olarak
nitelendirilmiş ve Şeyh Sait İsyanı bahane edilerek Takrir-i Sükun Kanunu ile
kapatılmıştır…
1926'daki İzmir Suikastı girişimi, yazarın anlatımına göre
eski silah arkadaşlarını tamamen tasfiye etmek için bir fırsat olarak
kullanılmıştır…
Paşaların Yargılanması: Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa ve
Refet Bele gibi isimler tutuklanmış; ordunun baskısı ve halkın galeyanı
sonucunda beraat etmişlerse de siyaseten pasifize edilmişlerdir…
İdamlar: İttihatçıların "A Takımı" ve eski Milli
Eğitim Bakanı Şükrü Bey gibi figürler bu süreçte idam edilerek tamamen ortadan
kaldırılmıştır…
Zenginlik vs. Sefalet: Kaynaklarda tasfiye edilen
arkadaşların düştüğü yoksulluk ile Mustafa Kemal’in serveti arasında keskin bir
karşılaştırma yapılır…
Cafer Tayyar Paşa'nın bir odun deposunda kantar memurluğu
yaptığı, Kazım Karabekir’in bahçesinde domates satarak geçindiği ve
çocuklarının ilaç parasını bulamadığı anlatılır…
Buna karşılık Mustafa Kemal, "Türkiye'nin en büyük
toprak ağası ve bankeri" olarak tanımlanır…
Sürgün ve Takip: Rauf Orbay’ın suikast suçlamasıyla kaçtığı
Fransa’da yük gemisi kaptanlığı yaptığı ve Ankara’dan gönderilen
suikastçılardan uyanıklığı sayesinde kurtulduğu iddia edilir…
Karabekir ve Hüseyin Avni Ulaş gibi isimlerin ise "bir
numaralı düşman" olarak 7/24 polis takibi altında tutuldukları belirtilir…
Kişisel Figürlerin Rolü ve Pişmanlık İddiası
Silahşorların Etkisi: "Mutat Zevat" olarak anılan
Kılıç Ali ve Recep Zühdü gibi isimlerin, bu tasfiyelerde tetikçilik ve
muhbirlik yaptıkları, örneğin Karabekir’in anılarını daha matbaadayken toplatıp
yaktıkları ileri sürülür…
Son Saatlerdeki Pişmanlık: Yazar, Cemal Kutay'a atıfla,
Mustafa Kemal'in ölüm döşeğinde eski arkadaşlarını (Rauf, Karabekir, Refet)
özlediğini ve onlarla bir araya gelmek istediğini, ancak komaya girdiği için bu
buluşmanın gerçekleşemediğini iddia eder…
***
Yazarın temel tezi, İngiliz ajan-tarihçi Toynbee'den yaptığı alıntıyla örtüşmektedir: Mustafa Kemal, Türkiye semalarında kendisinden başka parlayan bir yıldız veya bağımsız fikri olan bir arkadaş istemediği için bu tasfiyeleri gerçekleştirmiştir…
16 Mayıs, 2026
ENVER VE MUSTAFA KEMAL'İN KİTABI (1908-1938)-2.CİLT
KİTAP İNCELEMESİ
***
KİTAP ADI: ENVER VE MUSTAFA KEMAL'İN KİTABI (1908-1938)-2.CİLT
KİTAP YAZARI: YAŞAR GÖREN
***
Yaşar Gören, 1950 yılında Bulgaristan’ın Silistre kentinde doğdu...
Aynı yıl ailesiyle Türkiye’ye geldi...
1976 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu…
Sırasıyla Anka Ajansı, Demokrat, Yeni Ulus, Günaydın, Bugün, Sabah ve Star gazetelerinde çalıştı... Parlamento muhabirliği, istihbarat şefliği, haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü, editörlük ve redaktör lük yaptı...
1980 yılı öncesinde Demokrat gazetesinde istihbarat şefi iken Tarsus ve Çorum katliamlarını, Fatsa ve Aybastı nokta operasyonlarını izledi, 12 Eylül askeri darbesi sırasında, saat 02.00’de tanklar Ankara caddelerinde mevzilenirken haberci olarak oradaydı…
1980 yılında Ga zeteciler Sendikası Ankara Şube Başkanı oldu...
1983 yılında Yeni Ulus gazetesinde parlamento muhabiri, ardından istihbarat şefi oldu…
Yaşar Gören Sürekli basın kartı sahibidir…
***
Yazara göre, Mustafa Kemal'in doğum tarihini tam olarak çözülememiş bir "muamma" olarak nitelendirir ve bu konuyu daha geniş bir "Kişisel Bilgiler ve Gizemler" çerçevesinde ele alır…
Kaynaklar, Mustafa Kemal’in doğum yılına dair üç farklı tarihin (1880, 1881, 1882) nasıl ortaya çıktığını şu verilerle açıklar:
1880 Tarihi: Bu tarihin ana kaynağı Harp Okulu giriş kayıtlarıdır…
Bu kayıtlarda doğum tarihi Rumi 1296 olarak yazılıdır…
Rumi takvimi Miladi takvime çevirmek için kullanılan standart yöntemle (584 ekleyerek) 1880 yılına ulaşılır…
Bazı okul kitaplarında ve basılan posta pullarında da doğum yılı 1880 olarak gösterilmiştir…
1881 Tarihi: Rumi 1296 yılı, Miladi takvimde 13 Mart 1880 ile 12 Mart 1881 arasındaki 365 günlük dönemi kapsar…
Eğer doğum tarihi Ocak-Şubat aylarındaki zemheri (kara kış) dönemine denk geliyorsa, yıl Miladi olarak 1881 olur…
Tarihçi Şevket Süreyya Aydemir, kesin bir tarih vererek "4 Ocak 1881" ifadesini kullanmıştır…
1882 Tarihi: Bu tarih, Alman Dışişleri Bakanlığı arşivindeki bir belgeye dayanmaktadır…
24 Aralık 1917 tarihli bir belgede, Şehzade Vahdettin'e eşlik eden delegasyon listesinde Mustafa Kemal Paşa için "1882 Selanik doğumlu general" bilgisi yer almaktadır…
Tanıklıklar ve Çelişkiler: Tarihçi Faik Reşit Unat'ın Selanik'teki komşularla yaptığı görüşmeler çelişkilidir; bazıları bahar mevsiminde (1880'e işaret eder), bazıları ise zemheride (1881'e işaret eder) doğduğunu söylemiştir…
Mustafa Kemal'in kendisi, "Annemden işittiğime göre, bir bahar mevsiminde doğmuşum" derken; kız kardeşi Makbule Atadan, annesinin "Mustafa, fırtınalı bir gecede doğdu" dediğini nakleder…
Doğum tarihindeki bu belirsizlik, kaynaklara göre Mustafa Kemal hakkındaki pek çok "resmi yalan" ve gizemden sadece biridir…
***
Kaynaklarda yer alan diğer bazı kişisel sırlar ve iddialar şunlardır:
Resmi Literatürde Olmayan İngiltere Ziyareti: Resmi tarihin aksine, Mustafa Kemal'in 1913 sonunda İngiltere'ye gittiği ve İngiliz istihbaratından (MI6) Aubrey Herbert'in evinde misafir edildiği iddia edilir…
Gizli Cemiyet Üyeliği: Mustafa Kemal'in 322 numaralı İttihat ve Terakki üyesi olduğu ve Emmanuel Karasu'nun öncülük ettiği mason localarına girdiği belirtilir…
Kişisel Korkular ve Alışkanlıklar: Cumhurbaşkanı olduktan sonra hiç yurt dışına çıkmadığı, uçaktan ve zehirlenmekten korktuğu iddia edilir…
Yemeklerini tatması için Muhammed Mouhi adında Afrikalı bir çeşnicibaşısı olduğu öne sürülür…
Sağlık Durumu: 1918 yılında böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve Karlsbad'da tedavi gördüğü, bazı yaygın kanaatlere göre bu rahatsızlığın aslında frengi (belsoğukluğu) olduğu iddia edilir…
Zenginlik ve Finansal Gizemler: 1922-1938 yılları arasında Türkiye'nin en zengin adamı olduğu ve Hint Müslümanlarından gelen yardım paralarının (yaklaşık 106.400 İngiliz lirası) bir kısmını kişisel hesabında tutup İş Bankası'nın kuruluşunda kullandığı ileri sürülür…
Yıldız Sarayı Yağması: 1909 yılında Hareket Ordusu'nun Yıldız Sarayı'nı yağmaladığı ve 1919 tarihli bir rapora göre Mustafa Kemal'in bu yağmadan "elmaslı ve inci gerdanlık" aldığı iddia edilir…
Kaynakların yazarı, bu bilgilerin "ezberciler" tarafından kabul edilemeyeceğini, ancak "gerçek bir tarih anlayışı" için bu gizemlerin üzerine gidilmesi gerektiğini savunur…
***
Kaynaklarda "322 Numaralı İttihatçı" ifadesi, Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki Cemiyeti'ndeki gizli üyelik numarasına atıf yapmak için kullanılır ve bu bilgi "Kişisel Bilgiler ve Gizemler" bağlamında önemli bir yer tutar…
322 Numaralı İttihatçı: Üyelik ve Rolü:
Kaynaklara göre Mustafa Kemal’in İttihat ve Terakki Cemiyetine girişi ve konumu şu detaylarla açıklanmaktadır:
Üyelik Tarihi ve Yeri: Mustafa Kemal, 29 Ekim 1907 tarihinde Hakkı Baha Pars'ın Selanik'teki evinde yemin ederek cemiyete üye olmuştur…
Üyelik numarası 322'dir…
Cemiyete Giriş Kanalı: Cemiyete girişinin, Manastır Kolordusu'nda görevli İsmail Hakkı Bey aracılığıyla olduğu belirtilir…
Sıradan Bir Üye Değil: Kaynaklar, Mustafa Kemal'in sıradan bir üye değil, cemiyetin önde gelen bir yöneticisi ve hatta "genel merkez üyesi" olduğunu ileri sürer…
1908'de Trablusgarp'a (Libya) cemiyetin "siyasi komiseri" olarak gönderilmesi bu teze delil olarak sunulur…
Masonluk Bağlantısı: Mustafa Kemal'in, cemiyete girdiği dönemde arkadaşı Ali Fethi Okyar'ın tavsiyesiyle Emmanuel Karasu'nun (Carasso) başında bulunduğu mason locasına da girdiği iddia edilir…
İngiliz İş Birliği İddiası: Kaynaklar, Mustafa Kemal'in 1918'de Filistin cephesinde İngiliz General Allenby ile haberleştiğini, ordusunu bırakıp kaçarak İngilizlerin zaferine zemin hazırladığını ve İstanbul'a döndüğünde İngilizlere "vali olarak çalışma" veya onların kontrolünde bir ordu kurma teklifi sunduğunu iddia eder
Yazar, tüm bu bilgilerin "ezberleri bozmak" ve yakın tarihin gerçek yüzünü ortaya çıkarmak amacıyla kitapta yer aldığını vurgular…
***
Bu iddialar, Atatürk'ün askeri kariyerinden siyasi hamlelerine ve finansal durumuna kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır…
1. Askeri ve Stratejik İddialar (Filistin ve Samsun)
Kaynaklar, Mustafa Kemal'in askeri dehasına ve Kurtuluş Savaşı'ndaki rolüne dair yaygın anlatılara ağır eleştiriler ve iddialar getirmektedir:
Filistin Cephesi İhaneti: Mustafa Kemal'in 1918 yılında Filistin cephesinde ordusuyla birlikte savaş alanından kaçtığı, bu eylemin 8. ve 4. orduların yok olmasına ve Osmanlı İmparatorluğu'nun teslim olmasına yol açan bir "ihanet" olduğu iddia edilir…
Hatta İngiliz General Allenby ile haberleştiği ve İngiliz zaferine zemin hazırladığı öne sürülür…
Samsun'a Çıkış Amacı: Mustafa Kemal'in Samsun'a bir kurtuluş savaşı başlatmak için değil, aksine İngiliz işgalcilerin mütareke şartlarını yerine getirmelerine yardım etmek ve Müslüman-Türk direniş çetelerini etkisiz hale getirmek amacıyla gönderildiği iddia edilir…
Kaynaklar, bu yolculuğun Padişah ve İngilizlerin onayıyla gerçekleştirilen bir "devlet operasyonu" olduğunu savunur…
Batum'un Rusya'ya "Satılması": Mustafa Kemal'in, Ankara'daki Meclis'in açılmasından hemen sonra Lenin'e mektup yazarak, Batum'u 10 milyon altın ruble karşılığında Ruslara devrettiği iddia edilir…
2. Dış Bağlantılar ve İş Birliği İddiaları
Atatürk'ün İngiltere ve diğer büyük güçlerle olan ilişkileri, "gizli iş birliği" çerçevesinde sunulmaktadır:
Resmi Kayıtlarda Olmayan İngiltere Ziyareti: Mustafa Kemal'in 1913 yılı sonunda İngiltere'ye gittiği ve İngiliz dış istihbarat örgütü MI6'nın patronu Aubrey Herbert'in evinde misafir edildiği iddia edilir…
İngiliz Valisi Olma Teklifi: İstanbul'un işgalinden sonra Mustafa Kemal'in, İngiliz gazeteci G. Ward Price aracılığıyla İngiliz yetkililere Anadolu'da bir "vali" olarak çalışmaya veya onların kontrolünde bir ordu kurmaya hazır olduğu teklifini sunduğu öne sürülür…
İngiliz İstihbaratıyla İlişkiler: Kurtuluş mücadelesi boyunca İngiliz istihbarat subayı Albay Rawlinson ve diğer İngiliz subaylarıyla sürekli temas halinde olduğu, hatta Rawlinson'u kendi kürsüsünde dinlettirdiği iddia edilir…
3. Siyasi Cinayetler ve Katliamlar
Kaynaklarda, Mustafa Kemal döneminde otoritesini sağlamlaştırmak amacıyla işlendiği iddia edilen bir dizi siyasi cinayet ve katliam listelenmektedir:
Siyasi Cinayetler: TKP lideri Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Karadeniz'de öldürülmesi…
Hintli murahhas Mustafa Sagir'in idamı…
Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey'in boğularak öldürülmesi…
Ve Latife Hanım'ın kardeşi Münci Bey'in ölümü gibi olayların arkasında Mustafa Kemal'in veya en yakın adamlarının (Topal Osman, Recep Zühdü vb.) olduğu iddia edilir…
Konya Katliamları: Mustafa Kemal'in askerlerinin Konya'da Padişah yanlısı 6.529 Müslüman'ı asarak katlettiği öne sürülür…
Ayrıca Şapka Kanunu'na muhalefet ettikleri gerekçesiyle çok sayıda kişinin idam edildiği belirtilir…
***
Yaşar Gören, "resmi tarihin kurgulanmış yalanları" olarak tanımladığı bir perspektifle yeniden yorumlamaktadır...
Bu iddialara ait yorumların amacı, Osmanlı İmparatorluğu'nun içeriden yıkılması ve İngiliz çıkarlarıyla uyumlu bir yeni düzenin kurulması oluşturmaktadır…
1. Askeri Olaylar ve "Bozgun" İddiaları
Kaynaklar, Mustafa Kemal'in askeri kariyerindeki önemli dönüm noktalarını birer başarısızlık veya kasıtlı "ihanet" olarak nitelendirir:
Filistin Cephesi ve Megiddo (1918): Kitabın en merkezi iddialarından biri, Filistin cephesindeki yenilginin temel sorumlusunun 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal olduğudur…
Kaynak, Mustafa Kemal'in 18 Eylül 1918'de üst makamlara haber vermeden ordusuyla birlikte cepheden kaçtığını, bu durumun 8. ve 4. orduların yok edilmesine ve 75 bin askerin esir düşmesine yol açtığını ileri sürer…
Bu bozgun, Mondros Mütarekesi'ne giden süreci başlatan ana etken olarak sunulur…
Yıldız Sarayı Yağması (1909): 31 Mart Vakası sonrası İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nun (kurmay başkanı Mustafa Kemal'dir) Yıldız Sarayı'nı yağmaladığı ve Mustafa Kemal'in bu yağmadan "elmaslı ve inci gerdanlık" aldığı iddia edilir…
Bolayır Muharebesi (1913): Balkan Harbi sırasında yaşanan Bolayır yenilgisinin, Enver Paşa'yı zor duruma düşürmek için Mustafa Kemal tarafından yeterince gayret gösterilmemesi sonucu yaşandığı savunulur…
2. Siyasi Olaylar ve "Paralel Hükümet" Kurulması
Milli Mücadele dönemi, kaynaklarda bir "kurtuluş savaşı" değil, Osmanlı Devleti'ne karşı bir "Anadolu İhtilalı" veya "isyanı" olarak tanımlanmaktadır…
Samsun'a Çıkış ve İngiliz İş Birliği: Mustafa Kemal'in Samsun'a bir direniş başlatmak için değil, İngilizlerin isteği ve Padişah'ın onayıyla "asayişi sağlamak" ve Müslüman çeteleri etkisiz hale getirmek için gönderildiği iddia edilir…
Kaynaklar, Mustafa Kemal'in bu dönemde İngiliz subaylarıyla (Hurst, Rawlinson vb.) sürekli temas halinde olduğunu ve onlara "İngiliz kontrolünde bir Türk ordusu kurma" veya "İngiliz valisi olarak çalışma" teklifleri sunduğunu öne sürer…
Amasya Tamimi ve Kongreler: Amasya Tamimi, İstanbul hükümetini işlevsiz ilan eden bir "ihanet bildirisi" olarak görülür…
Erzurum ve Sivas kongrelerinin ise aslında İngiliz istihbarat subayı Albay Rawlinson'un gözetiminde ve yönlendirmesiyle gerçekleştiği, amacın Padişah ile halkın bağını koparmak olduğu savunulur…
Saltanat ve Hilafetin Kaldırılması: Bu siyasi hamleler, İngilizlerin Müslüman dünyasını başsız bırakma planının bir parçası olarak değerlendirilir…
Mustafa Kemal'in başlangıçta bu kurumlara sadık görünerek halkı ve Meclis'i kandırdığı iddia edilir…
3. İç Çatışmalar ve Siyasi Cinayetler:
Otoritenin pekiştirilmesi sürecinde yaşanan olaylar "cinayetler tarihi" başlığı altında toplanmıştır:
Konya Katliamı: 1919-1921 yılları arasında Konya'da Padişah yanlısı halk ile "Millici" askerler arasında bir iç savaş yaşandığı, Mustafa Kemal'in talimatıyla 6 bin 529 Konyalı sivilin asılarak katledildiği ileri sürülür…
Tasfiyeler ve Suikastlar: TKP lideri Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Karadeniz'de öldürülmesi, muhalif milletvekili Ali Şükrü Bey'in Topal Osman tarafından boğdurulması ve Çerkez Ethem ile Yeşil Ordu'nun tasfiyesi, Mustafa Kemal'in rakiplerini yok etme stratejisinin parçaları olarak anlatılır…
Özetle kaynaklar, 1908-1938 arasını; Mustafa Kemal ve arkadaşlarının İngiliz aklıyla hareket ederek, Osmanlı İmparatorluğu'nu içeriden yıktığı, muhaliflerini kanlı yöntemlerle susturduğu ve bu süreçte büyük bir kişisel servet edindiği bir dönem olarak tasvir etmektedir…
***
İstanbul'un Havadan Bombalanması (1918)
Saldırıların Sayısı ve Zamanı: İngiliz uçakları, Limni Adası’ndan veya uçak gemilerinden havalanarak Mart ile Ekim 1918 ayları arasında İstanbul’u toplam 13 kez bombalamıştır…
Stratejik Amaç: Bu saldırıların temel amacı, Osmanlı İmparatorluğu'nu teslim olmaya zorlamaktır…
Başlıca Hedefler: 9 Temmuz, 23 Temmuz, 20-21-26-28 Ağustos ve 18 Ekim gibi tarihlerde gerçekleşen saldırılarda; Zeytinburnu silah fabrikası, Haydarpaşa İstasyonu, Selimiye Kışlası, Tersane, Galata Köprüsü ve Bahriye Nezareti gibi askeri ve lojistik noktaların yanı sıra Beyazıt, Fatih, Üsküdar ve Eminönü gibi sivil bölgeler bombalanmıştır…
En Şiddetli Saldırı (18 Ekim 1918): Mütarekeden hemen önce gerçekleşen bu saldırı, en büyük can kaybına yol açmıştır…
Mahmutpaşa pazarı civarına düşen bombalar nedeniyle yaklaşık 70 kişi ölmüş, 200'den fazla kişi yaralanmıştır…
Sansür ve Tarih Yazımı İddiası: Kaynak, bu bombalamaların "Kemalist tarihçiler" tarafından, İngilizlerle olan "dostluk" ilişkisine zarar vermemesi için tarihten çıkarıldığını veya örtbas edildiğini iddia etmektedir…
İstanbul'un bombalanması, kaynaklarda Osmanlı'nın tamamen teslim alınması ve topraklarının paylaşılması sürecinin bir parçası olarak görülür:
Mondros ve Fiili İşgal: Bombalamaların ardından imzalanan Mondros Mütarekesi ile İstanbul, 13 Kasım 1918'de İngiliz ve Fransızlar tarafından fiilen işgal edilmiştir…
Anadolu'nun İşgali: Kaynaklar, İngilizlerin sadece İstanbul'u değil; Ankara (Aralık 1918), Samsun (Mart 1919), Erzurum (Nisan 1919) gibi şehirleri de işgal ettiğini vurgular…
"Müşterek İşgal" İddiası: Kaynakların en çarpıcı iddialarından biri, 19 Ekim 1922'den itibaren İstanbul'da "codominum" (ortak hâkimiyet) döneminin başladığıdır...
Bu teze göre, Refet Paşa ve Türk birlikleri İstanbul'a girmiş ancak İngilizlerle çatışmak yerine şehri bir yıl boyunca onlarla birlikte ortak işgal altında tutmuşlardır…
İngiliz Stratejisi ve Mustafa Kemal: Yazar Yaşar Gören, İngilizlerin İstanbul'u bombalayarak ve ardından Meclis-i Mebusan'ı dağıtarak Mustafa Kemal'e Anadolu'da bir "koz" verdiğini savunur…
Bu bakış açısına göre işgaller, Padişah ile halkın bağını koparmak ve Mustafa Kemal liderliğinde, İngiliz çıkarlarıyla uyumlu yeni bir düzen kurmak için birer araç olarak kullanılmıştır…
Özetle kaynaklar, İstanbul'un bombalanmasını Osmanlı'yı dize getiren kanlı bir süreç olarak tanımlarken; işgalleri ise İngiliz aklıyla kurgulanan ve imparatorluğun içten yıkılmasına zemin hazırlayan bir "devlet operasyonu" olarak nitelendirmektedir…
***
Kaynaklar, Ankara’nın Milli Mücadele dönemindeki durumuna dair resmi tarihin dışında kalan iddialar öne sürmekte ve şehrin uzun süre İngiliz ve Fransız işgali altında kaldığını savunmaktadır…
Kaynaklara göre Ankara, Mustafa Kemal Paşa’nın şehre gelişinden tam bir yıl önce fiilen işgal edilmiştir…
Ankara’nın İşgali (Aralık 1918)
İşgalin Başlangıcı: 1918 yılının Aralık ayı başında (2 veya 3 Aralık), İstanbul’dan trenle gelen iki bölük İngiliz askeri Ankara tren istasyonunu işgal etmiştir…
İngiliz Birlikleri ve Komutan: Ankara’daki İngiliz birliğinin başında, İzmirli levanten bir aileden gelen ve çok iyi Türkçe bilen Yüzbaşı Witthall bulunmaktaydı…
Mustafa Kemal’in Ankara’ya Gelişi ve "Ortak İşgal" İddiası:
Kaynakların en dikkat çekici iddiası, Mustafa Kemal’in Ankara’ya geldiği 27 Aralık 1919 tarihinde şehrin hâlâ işgal altında olduğudur:
Zamanlama: Mustafa Kemal Ankara’ya geldiğinde şehir tam 13 aydır düşman işgalindeydi…
Paşa, Ankara’ya geldikten sonra da işgal yaklaşık 2,5 ay daha devam etmiştir…
Çatışmasızlık ve İş Birliği: Kaynaklar, Mustafa Kemal’in emrindeki 20. Kolordu (Ali Fuat Paşa komutasındaki) ile İngiliz askerleri arasında hiçbir çatışma çıkmadığını, aksine askerlerin sokaklarda beraberce devriye gezdiğini iddia eder…
Bu durum "müşterek işgal" veya "ortak hâkimiyet" olarak nitelendirilmektedir…
Ticari İlişkiler: Ankara’daki İngiliz subaylarının, özellikle Yüzbaşı Witthall’ın, yerel halktan tiftik (keçi yünü) toplayıp İngiltere’ye göndererek ticaret yaptıkları ve Ali Fuat Paşa’nın buna müdahale etmediği öne sürülür…
İşgallerin Geniş Bağlamı
Ankara’nın işgali, kaynaklarda İngilizlerin Anadolu’yu kontrol altına alma stratejisinin bir parçası olarak sunulur:
Diğer Şehirlerle Bağlantı: İngilizler sadece Ankara’yı değil; İstanbul (Kasım 1918), Çanakkale (Kasım 1918), Eskişehir (Aralık 1918), Samsun (Mart 1919) ve Erzurum’u (Nisan 1919) da işgal etmiştir…
İngiliz Planı: Yazar Yaşar Gören’e göre İngilizler, Mustafa Kemal’in Ankara’ya yerleşmesine ve burada bir ordu kurmasına izin vermiştir...
Bunun sebebi, Mustafa Kemal’i "kendi generalleri" olarak görmeleri ve onun aracılığıyla Osmanlı İmparatorluğu’nu ve Hilafeti içeriden tasfiye etmeyi planlamalarıdır…
İşgalin Sona Ermesi: Ankara’daki İngiliz işgali, Meclis’in açılışından kısa bir süre önce, 11 Mart 1920 tarihinde İngiliz birliklerinin şehirden ayrılmasıyla son bulmuştur
Özetle kaynaklar, Ankara’nın işgal altında olmadığına dair anlatıları "resmi tarihin bir yalanı" olarak nitelemekte; şehrin aslında uzun süre İngiliz denetiminde kaldığını ve Milli Mücadele kadrosunun bu güçlerle uyum içinde çalıştığını savunmaktadır…
***
Samsun'a Çıkışın Perde Arkası
Kaynaklar, 19 Mayıs 1919 olayını şu detaylarla yeniden kurgular:
İngiliz İşgali Altındaki Samsun: Mustafa Kemal Samsun'a ayak bastığında, şehir aslında 9 Mart 1919'dan beri İngiliz işgali altındaydı…
Limanda bir İngiliz muhribi beklemekte ve şehirde Yüzbaşı Hurst komutasında Hintli-İngiliz askerlerinden oluşan bir birlik bulunmaktaydı…
Gidiş Amacı ve Calthorpe Notası: Mustafa Kemal'in Samsun'a bir kurtuluş savaşı başlatmak için değil, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe’un 21 Nisan 1919'da verdiği nota üzerine gönderildiği iddia edilir…
Bu notada İngilizler bölgedeki ordunun terhis edilmemesinden ve Türk şuralarının silah toplamasından şikayet etmiştir…
Mustafa Kemal'in resmi görevi, bu Müslüman-Türk çetelerini etkisiz hale getirmek ve mütareke şartlarını yerine getirmektir…
Bandırma Vapuru ve İngiliz Vizesi: "Çürük gemi ve gizli yolculuk" anlatısının aksine; Bandırma Vapuru'nun 65 metre boyunda, sağlam bir gemi olduğu, yolculuğun İngiliz istihbarat subayı Bennett’ten alınan resmi vizeyle yapıldığı belirtilir…
Hatta bir iddiaya göre gemiye İngiliz savaş gemileri eşlik etmiş ve gemi önce halkın ateş açtığı İnebolu ve Sinop'a uğradıktan sonra İngiliz kontrolündeki Samsun'u seçmiştir…
Maddi Destek: Padişah Vahideddin'in Mustafa Kemal'e bu görev için 25 bin (veya 40 bin) altın verdiği, ayrıca heyetin 3 aylık maaşının peşin ödendiği ve bir makam otomobili tahsis edildiği ifade edilir…
Gönülsüz Gidiş İddiası: Kaynaklara göre Mustafa Kemal Anadolu'ya isteyerek gitmemiş; asıl amacı İstanbul'da kalarak Harbiye Nazırı olmak veya Sabiha Sultan ile evlenmektir…
Samsun'a gidişini Nutuk'ta bile bir "uzaklaştırma ve sürgün” olarak tanımladığı hatırlatılır…
Düşmanla Temas ve Uyum: Mustafa Kemal'in Samsun'a vardığında işgalci İngiliz subaylarıyla (Yüzbaşı Hurst, Yüzbaşı Solter) görüştüğü ve onlarla Türk-Rum çetelere karşı alınacak tedbirleri tartıştığı öne sürülür…
İngiliz subayı Hurst, İstanbul'a gönderdiği raporda "bahsettiğiniz Osmanlı subayları geldi" diyerek bu uyumu teyit etmiştir…
İngiliz Planı ve Mustafa Kemal: Yazar Yaşar Gören'e göre İngilizler, Mustafa Kemal'i Osmanlı İmparatorluğu'nu ve Hilafeti içeriden tasfiye etmek için bir "koç başı" olarak kullanmıştır…
Yunan İşgalinin Rolü: İzmir'in Yunanlar tarafından işgal edilmesinin, halkı ve orduyu Padişah'tan koparmak için Mustafa Kemal'e verilmiş "ikinci büyük koz" olduğu ileri sürülür…
Kaynaklara göre gerçek hedef İngiliz işgalinden kurtulmak değil, İngilizlerin onayıyla yeni bir rejim kurmaktır…
Sonuç olarak kaynaklar, Samsun'a çıkışı "resmi tarihin kurgulanmış bir yalanı" olarak nitelemekte; bu olayın aslında İngiliz işgal kuvvetleri, Saray ve Mustafa Kemal arasındaki örtülü bir mutabakatla gerçekleştiğini savunmaktadır…
***
Siyasi Cinayetler (1920-1938)
Kaynaklarda, Mustafa Kemal döneminde işlendiği iddia edilen ve "resmi tarihin göz ardı ettiği" bir dizi siyasi cinayet şöyle listelenir:
Mustafa Suphi ve Arkadaşları (1921): TKP lideri Mustafa Suphi ve 14 arkadaşının, Trabzon açıklarında elleri bağlanıp denize atılarak öldürüldüğü belirtilir…
Katliamın arkasında Mustafa Kemal’in adamları olan Yahya Kâhya ve Topal Osman'ın olduğu iddia edilir…
Mustafa Sagir (1921): Hint Hilafet Komitesi murahhası olarak Ankara’ya gelen Sagir’in, Mustafa Kemal’in İngilizlerle savaşmadığını ve Halife’yi kurtarma niyetinde olmadığını anladığı için "İngiliz ajanı" suçlamasıyla idam edildiği öne sürülür…
Yahya Kâhya (1922): Mustafa Suphi cinayetinin izlerini yok etmek amacıyla Trabzon’da öldürülmüştür…
Katillerden birinin, Mustafa Kemal'in en yakınındaki isimlerden İsmail Hakkı Tekçe olduğu ve emrin doğrudan Çankaya’dan geldiği savunulur…
Ali Şükrü Bey (1923): Mustafa Kemal’e sert muhalefet eden Trabzon mebusu, Topal Osman ve adamları tarafından boğularak öldürülmüştür…
Topal Osman (1923): Ali Şükrü Bey cinayeti sonrası Mustafa Kemal’in emriyle İsmail Hakkı Tekçe tarafından öldürülmüş, başsız cesedi Meclis kapısında ayağından asılarak teşhir edilmiştir…
Fikriye Hanım (1924): Mustafa Kemal’in ilk eşi olarak nitelendirilen Fikriye’nin, Çankaya Köşkü’nde bir yaver tarafından vurulduğu ve meçhul bir yere gömüldüğü iddia edilir…
Halit Paşa (Deli Halit) (1925): Meclis koridorunda sırtından vurulan paşanın, 5 gün boyunca kalem odasında tıbbi müdahale yapılmadan ölüme terk edildiği belirtilir…
Zehra Aylin (1935): Mustafa Kemal’in manevi kızının Fransa’da trenden atılarak öldürüldüğü ve olayın üzerinin örtüldüğü ileri sürülür…
***
Katliamlar ve İstiklal Mahkemeleri:
Kaynaklar, rejime karşı çıkan toplumsal hareketlerin kanlı bir şekilde bastırıldığını savunur:
Konya Katliamları (1919-1922): Kitabın en çarpıcı iddialarından biri, Konya’da Padişah yanlısı halk ile "Millici" askerler arasında bir iç savaş yaşandığıdır…
Mustafa Kemal’in talimatıyla Miralay Refet (Bele) ve Yarbay Kasap Osman’ın Konya ve ilçelerinde (Ilgın, Bozkır) toplam 6 bin 529 kişiyi yargısız veya uyduruk mahkemelerle astığı iddia edilir…
Şapka İdamları (1925): Şapka Kanunu’na muhalefet edenlerin "isyan" suçlamasıyla İstiklal Mahkemeleri’nde yargılandığı, Erzurum’da bazı kişilerin kafalarına çivi ile şapka çakıldıktan sonra asıldığı öne sürülür…
Zilan ve Dersim (1931-1938): Zilan Deresi’nde 15 bin kürdün, Dersim’de ise 13 bin Zaza’nın askerler tarafından katledildiği, cesetlerin gazla yakılarak yok edildiği belirtilir…
İstiklal Mahkemeleri: Kaynaklarda bu mahkemeler birer "kıyma makinesi" olarak tanımlanır…
Sadece Samsun’da 1.622 idam verildiği, cellât Kara Ali’nin tek başına 6 bin 128 kişiyi asmakla övündüğü aktarılır…
Yaşar Gören’e göre bu cinayetler ve katliamlar zinciri, Mustafa Kemal’in "şahsi saltanatını" kurma planının bir parçasıdır…
Kaynaklar, İzmir Suikastı davası gibi süreçlerin aslında Kazım Karabekir, Ali Fuat ve Rauf Orbay gibi Milli Mücadele’nin asıl kahramanlarını tasfiye etmek için kullanıldığını savunur…
Yazar, tüm bu "vahşet" ve "ihanetlerin" resmi tarihte gizlendiğini, asıl amacın Osmanlı İmparatorluğu'nu içeriden yıkarak İngiliz çıkarlarıyla uyumlu bir diktatörlük kurmak olduğunu ileri sürmektedir…
13 Mayıs, 2026
ENVER VE MUSTAFA KEMAL'İN KİTABI (1908-1938)-1.CİLT
KİTAP İNCELEMESİ
***
KİTAP ADI: ENVER VE
MUSTAFA KEMAL'İN KİTABI (1908-1938)-1.CİLT
KİTAP YAZARI: YAŞAR GÖREN
***
Yaşar Gören, 1950 yılında Bulgaristan’ın Silistre kentinde
doğdu...
Aynı yıl ailesiyle Türkiye’ye geldi...
1976 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesinden mezun oldu…
Sırasıyla Anka Ajansı, Demokrat, Yeni Ulus, Günaydın, Bugün, Sabah ve Star gazetelerinde çalıştı...
Parlamento muhabirliği, istihbarat şefliği,
haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü, editörlük ve redaktör lük yaptı...
1980 yılı öncesinde Demokrat gazetesinde istihbarat şefi
iken Tarsus ve Çorum katliamlarını, Fatsa ve Aybastı nokta operasyonlarını
izledi, 12 Eylül askeri darbesi sırasında, saat 02.00’de tanklar Ankara
caddelerinde mevzilenirken haberci olarak oradaydı…
1980 yılında Gazeteciler Sendikası Ankara Şube Başkanı
oldu...
1983 yılında Yeni
Ulus gazetesinde parlamento muhabiri, ardından istihbarat şefi oldu…
Yaşar Gören Sürekli basın kartı sahibidir…
***
Bu eser Yaşar Gören’ in “Enver ve Mustafa Kemal'in kitabı (1908-1938)” adlı üç cilt kitabın
birinci cildidir…
Eser, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş dönemini, İttihat ve
Terakki Cemiyeti'nin faaliyetlerini ve Cumhuriyet'in kuruluş sürecini resmi
tarih anlayışına aykırı bir dille ele almaktadır…
Yazar, Masonluk, Yahudi locaları ve yabancı istihbarat
servislerinin Türk modernleşmesi ve devletin yıkılışı üzerindeki etkilerini
radikal bir üslupla sorgulamaktadır…
Kitapta, Enver Paşa ve Mustafa Kemal Atatürk gibi figürler
hakkında ağır eleştiriler yer alırken, tarihsel olaylar "ihanet" ve
"operasyon" kavramları üzerinden yeniden tanımlanmaktadır…
Ayrıca kitap, 1859
Kuleli Vakasından başlayarak darbe geleneklerini, Sultan Abdülaziz'in ölümünü
ve dönemin siyasi aktörlerinin gizli bağlantılarını belgelerle çürütme iddiası
taşımaktadır…
Sonuç olarak kitaplar, yakın tarihin karanlıkta kalmış
yönlerini ortaya çıkarma gayesiyle yazılmış kışkırtıcı bir inceleme
niteliğindedir…
***
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kuruluş ve yapılanması…
Eser, İttihat ve Terakki Cemiyetini, Osmanlı
İmparatorluğu'nu yıkmak için kurulmuş bir terör örgütü olarak tanımlanmaktadır…
Cemiyetin temelleri, 1889 yılında Askeri Tıbbiye Okulu'nda
Arnavut asıllı öğrenci İbrahim Temo tarafından "İttihad-ı Osmanî"
adıyla atılmıştır…
İttihat ve Terakki'nin yapılanması ve örgütlenme biçimi, 19.
yüzyıl İtalya'sında ortaya çıkan, Yahudilik ve masonlukla doğrudan bağlantılı
olduğu belirtilen Carbonari (Kömürcüler) Örgütü örnek alınarak oluşturulmuştur…
Cemiyetin terör örgütü yapılanmasına dair şu detaylar öne
çıkmaktadır:
Hücre Tipi Yapılanma ve Kodlama: Carbonari teşkilatında
olduğu gibi üyeler kesirli sayılarla kodlanmış; her hücreye bir numara,
hücredeki elemanlara da kayıt sırasına göre bir numara verilmiştir
Örneğin, kurucu İbrahim Temo 1/1, Mustafa Kemal ise 322
(3'üncü hücrenin 22. üyesi) numaralı üyelerdir…
322 numaralı üye olarak Mustafa Kemal'in cemiyet içindeki
gizli görevlerinden birinin, dağa çıkan Enver ile Selanik'teki merkez
arasındaki haberleşmeyi sağlamak olduğu ve kendisine "Taşra Mürşidi"
lakabının verildiği belirtilmektedir…
Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki Cemiyeti'ndeki 322 (veya
3/22) numaralı üye olması, kaynaklarda onun cemiyet içerisinde sıradan bir
nefer değil, genel merkez düzeyinde bir yönetici olduğunun kanıtı olarak
sunulmaktadır…
Fedai Şubeleri ve Suikast Birimleri: Cemiyet,
"ihtilalci" karakterini pekiştirmek için fedai şubeleri tesis
etmiştir…
Siyasi suikastlar için kullanılan, asker ve sivil
fedailerden oluşan "99'uncu Bölük" adlı gizli bir yapılanma
mevcuttur…
Bu birim, İttihat ve Terakki Genel Merkezi'nden aldığı
emirlerle gazeteciler (Hasan Fehmi, Ahmet Samim) ve devlet adamlarına (Ferik
Şemsi Paşa) karşı suikastlar düzenlemiştir…
İnfaz Yetkisi ve Yemin Törenleri: Cemiyetin iç nizamnamesi,
yetkili organlara "vatanı veya cemiyeti tehlikeye sokan" kişileri
mahkûm etme ve cezalandırma yetkisi vermiştir
Giriş törenlerinde yeni üyeler, revolver ve hançer üzerine
el basarak, verilen ölüm emirlerini yerine getireceklerine dair sadakat yemini
etmişlerdir…
Mason Locaları ile Bağlantılar: İttihat ve Terakki'nin,
Selanik'teki Macedonia Risorta Mason Locası ile iç içe geçtiği; Yahudi avukat
Emmanuel Karasso'nun bu locanın Maşrık-ı Azamı olarak örgüt yönetiminde ve
finansmanında (400 bin altın desteği gibi) kilit rol oynadığı belirtilmektedir…
Devlete Karşı Silahlı Eylem: Örgüt, 3. Ordu içerisindeki
Abdülhamid yanlısı subayları öldürerek ihtilal sürecini başlatmış ve
Balkanlardaki Bulgar (Sandanski), Yunan ve Ermeni (Taşnaktsutyun) terör
komiteleriyle Abdülhamid'i devirmek için eylem birliği yapmıştır…
Eserde bu yapı, 10 yıl içinde devleti yıkan
"devlet-millet düşmanı haydutlar" güruhu olarak tasvir edilmektedir…
***
Mustafa Kemal ve Enver Paşa’nın 1908-1938 yılları arasındaki
ilişkisi, kaynaklarda Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkıma sürükleyen bir
"ihanet ortaklığı" ve aynı zamanda operasyonel bir hiyerarşi
çatışması olarak resmedilmektedir…
Yazar, her iki ismi
de "hürriyet kahramanı" değil, Mason locaları ve yabancı istihbarat
servislerinin güdümünde hareket eden, devlete savaş açmış figürler olarak
tanımlar…
Yazarın belirttiğine göre, bu otuz yıllık dönemdeki
ilişkinin temel dönüm noktaları şöyledir:
İttihat ve Terakki İçindeki İş Bölümü (1908): 1908 yılında
Enver dağa çıkıp devlete savaş açtığında, Mustafa Kemal Selanik-Üsküp demiryolu
müfettişi olarak görevlendirilmiştir…
Mustafa Kemal'in bu dönemdeki gizli görevi, dağdaki Enver
ile Selanik'teki merkez komitesi arasında haberleşmeyi sağlamaktır…
Buluştuklarında Mustafa Kemal, Enver’e cemiyetin genel yetki
belgelerini ve ailesinden gelen mektupları bizzat teslim etmiştir…
Hareket Ordusu ve Liderlik Rekabeti (1909): 31 Mart
ayaklanması sırasında kurmay başkanlığını Mustafa Kemal’in yaptığı 3. Ordu,
İstanbul üzerine yürümüştür…
Ancak Yeşilköy’e gelindiğinde Berlin’den dönen Enver, Bulgar
çetelerinin ve Hareket Ordusu’nun komutasını Mustafa Kemal’den devralmıştır…
Mustafa Kemal, hayran olduğu Bulgar çeteci Yane Sandanski'yi
İstanbul trenine bizzat bindirmek ister, ancak Enver Sandanski’yi onun elinden
alır…
Bu durum aralarının açılmasına yol açar…
Trablusgarp Savaşı (1911-1912): Libya’da her iki isim de
İtalyanlara karşı savaşmıştır; ancak aralarında net bir üst-ast ilişkisi
mevcuttur…
Enver Paşa, Barka (Sirenayka) bölgesi komutanıyken, Mustafa
Kemal onun emri altında Derne kuvvetleri komutanı olarak görev yapmıştır…
Sarıkamış Sonrası Gerginlik (1915): Sarıkamış felaketinden
sonra İstanbul'a dönen Enver Paşa, Harbiye Nezareti koridorlarında karşılaştığı
Mustafa Kemal’in "Savaş nasıl geçti?" sorusuna, yaşanan büyük
trajediyi gizleyerek sadece "İyi geçti, vuruştuk işte..." yanıtını
vermiştir…
Bu durum, Enver'in başarısızlığını gizleme ve Mustafa
Kemal'e karşı kibirli tutumu olarak yorumlanır…
1918 ve Sonrası "Büyük İhanet" İddiası: Kaynakta
Mustafa Kemal, 1918'de Filistin cephesinden "kaçarak" İngilizlere
zafer hediye etmekle ve devletin teslim olmasına zemin hazırlamakla suçlanır…
Enver Paşa ise 123 bin kişilik orduyu Sarıkamış'ta yok eden
ve savaş alanından kaçan "uydurma bir paşa" olarak tasvir edilir…
Özetle kaynaklar, bu iki figürün ilişkisini bir vatan
kurtarma mücadelesi olarak değil; Masonik bir yapılanma (İttihat ve Terakki)
içinde başlayan, ancak zamanla kişisel hırslar ve yabancı servislerin (İngiliz
ve Alman) yönlendirmesiyle şekillenen, sonuçta imparatorluğun parçalanmasıyla
biten bir süreç olarak resmetmektedir…
Kaynaklarda Mustafa Kemal'in "Taşra Mürşidi"
lakabı ve bu kapsamdaki görevi, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) ihtilal
hazırlıkları sürecinde yürüttüğü gizli haberleşme ve koordinasyon
faaliyetlerini ifade etmektedir…
"Taşra Mürşidi" olarak, merkezden gelen emir,
talimat ve gizli belgeleri sahada bulunan (taşradaki) ittihatçı gruplara
ulaştıran bir "özel ulak" rolü üstlenmiştir…
"Gagauz Enver" ifadesi, kitapta Enver Paşa'nın
Türk ve Müslüman kimliğini reddetmek ve onu imparatorluğu içeriden yıkan
yabancı odaklı bir figür olarak göstermek amacıyla kullanılan bir nitelemedir…
Enver Paşa'nın Yunan eteğiyle(fustanella) dağa çıkması, onun
Osmanlı İmparatorluğu'na savaş açıp "gâvurların kahramanı" haline
geldiği şeklinde yorumlanmaktadır…
Kaynaklarda Emmanuel Karasso’nun (Emanuel Karasu) İttihat ve
Terakki Cemiyeti üzerindeki finansal etkisi, özellikle Osmanlı
İmparatorluğu'nun yıkılmasına giden süreçte stratejik operasyonları ve askeri
hareketliliği finanse eden kilit bir aktör olarak anlatılmaktadır…
Emmanuel Karasso, cemiyetin operasyonel gücünü ve ihtilal
hareketlerini finanse eden, özellikle dış bankalar ve masonik yapılar üzerinden
kayıt dışı para trafiğini yöneten en önemli mali odaklardan biri olarak
resmedilmektedir…
***
Yazar Yaşar Gören, "resmi tarih" anlayışını yalan,
tahrifat, yok sayma, sansür ve otosansüre dayanan uydurulmuş bir versiyon
olarak tanımlamakta ve sert bir şekilde eleştirmektedir...
Yazarın bu anlayışa yönelik temel eleştirileri ve buna karşı
öne sürdüğü iddialar şunlardır:
Devletin Geçmiş Korkusu: Yazar, devletin kendi ürettiği
"kirlerden" ve "katillerden" korktuğu için tarihi
gerçeklere göre değil, kendi istediği gibi anlattığını savunur…
Arşivlerin İmhası ve Gizlenmesi: Osmanlı tarihi, İstiklal
Savaşı ve Cumhuriyet'in kuruluş yıllarına ait belgelerin kilit altına alındığı,
taranarak yok edildiği veya imha edildiği iddia edilmektedir…
Kemalizm ve Elitlerin Egemenliği: Kendini Cumhuriyet ile
özdeşleştiren asker-sivil elitlerin, rejim üzerindeki imtiyazlarını korumak
için "Kemalizm" adı altında tarihi sürekli çarpıttıkları ileri
sürülmektedir…
Akademinin Yetersizliği: Üniversitelerin (akademi) bilim
peşinde değil, rütbe ve unvan peşinde koştuğunu, bu nedenle görevini yapmayarak
"gerçek" tarihi yazmadığını savunur…
Yazar, akademinin
yazdığı metinlerin "tarih olmadığını" iddia eder…
İttihat ve Terakki'nin Niteliği: Resmi tarihin
"cemiyet" veya "parti" olarak sunduğu bu yapıyı, yazar
"devleti yıkan bir terör örgütü" ve yöneticilerini de "vatan
kurtarıcısı" değil, "haydut" olarak tanımlar…
Milli Mücadele Anlatısı: Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkarak
bir Kurtuluş Savaşı başlattığı anlatısının "yalan" olduğunu,
Anadolu'da direnişin zaten başladığını ve Mustafa Kemal'in ordusunun asıl
işgalcilerle (İngiliz, Fransız, İtalyan) tek kurşun atmadan sadece Yunanlarla
savaştığını iddia eder…
Ankara Hükümeti'nin Statüsü: Westfalya Anlaşması'na
dayandırarak, Ankara'daki Meclis ve hükümetin uluslararası hukuk açısından
"haydut" statüsünde olduğunu öne sürer…
Konya Katliamı İddiası: Resmi tarihte yer almadığını
savunduğu "Konya Katliamları" konusuna değinerek, Mustafa Kemal'in
askerlerinin Konya'da 6 bin 529 Müslüman’ı astığını iddia eder…
Yıldız Sarayı Yağması: 31 Mart Vakası sonrasında Yıldız
Sarayı'nın İttihatçılar ve beraberindeki "Bulgar çeteleri" tarafından
yağmalandığını, yağmacılar arasında Mustafa Kemal'in de adının geçtiğini ileri
sürer…
Siyasi Suikastlar: Veliaht Yusuf İzzettin Efendi'nin intihar
etmediğini, Enver Paşa tarafından öldürüldüğünü ve bu cinayetin üzerinin
İttihatçı doktorlarca örtüldüğünü iddia eder…
***
Yaşar Gören’in eserinde askerî darbeler, Osmanlı
İmparatorluğu’nun yıkılış sürecini başlatan ve hızlandıran en kritik tarihsel
dönüm noktaları olarak ele alınmaktadır…
Yazar, bu darbeleri birer "hürriyet mücadelesi" değil,
kökü dışarıda olan gizli örgütlerin (Carbonari, Mason locaları) ve
"terörist" yapıların devleti içeriden çökertme operasyonları olarak
tanımlar…
Kaynaklara göre askerî darbeler ve tarihsel süreçteki
yerleri şu şekildedir:
1859 Kuleli Vakası: Kaynaklarda Osmanlı tarihindeki ilk
modern askerî darbe girişimi olarak tanımlanır…
Fedâiler Cemiyeti tarafından Sultan Abdülmecid’i devirip
Abdülaziz’i tahta geçirmek amacıyla planlanmış ancak ihbar sonucu başarısız
olmuştur…
1876 Darbesi ve Abdülaziz’in Şehadeti: Osmanlı tarihinin en
önemli dönüm noktalarından biri olarak sunulan bu olayda, Mithat ve Hüseyin
Avni Paşalar Sultan Abdülaziz’i askerî darbe ile devirmiş ve ardından
katletmişlerdir…
Yazar, bu darbenin arkasında İngiltere ve Mason localarının
olduğunu; darbe sonrası kurulan sistemin Türkleri kendi vatanında azınlık
durumuna düşürdüğünü savunur…
1878 Çırağan Baskını: Ali Suavi liderliğindeki 150 silahlı
adamın V. Murad’ı tekrar tahta çıkarmak amacıyla gerçekleştirdiği bu girişim,
kaynaklarda başarısız bir hükümet darbesi ve "terörist" eylem olarak
nitelenir…
İttihatçı Darbeler ve 1908-1909 Süreci
1908 II. Meşrutiyet: Resmi tarihin aksine bu süreç, Enver
Paşa (Gagauz Enver) ve diğer İttihatçı subayların dağa çıkarak kendi
devletlerine savaş açtığı bir "eşkıyalık" ve darbe süreci olarak
anlatılır…
31 Mart Vakası ve 1909 Darbesi: Kaynaklar, 1909 olaylarını
İttihatçıların Abdülhamid’i tahttan indirmek için kurguladığı bir askerî darbe
olarak tanımlar…
Mustafa Kemal'in kurmay başkanlığını yaptığı Hareket Ordusu,
İstanbul'u işgal ederek teslim olan binlerce askeri katletmiş ve Yıldız
Sarayı'nı yağmalamıştır…
Yazar, bu olayı 107 yıl sürecek olan "askerî
vesayetin" başlangıcı olarak görür…
1913 Bab-ı Ali Baskını: 23 Ocak 1913'te Enver Paşa
liderliğinde gerçekleştirilen bu eylem, kaynaklarda "kanlı bir askerî
darbe" olarak sunulur…
Enver'in Harbiye Nazırı Nazım Paşa'yı bizzat öldürüp
Sadrazam Kâmil Paşa'yı silah zoruyla istifa ettirdiği ve bu yolla ordunun ve
devletin yönetimini tamamen ele geçirdiği belirtilir…
Ordunun Siyasallaşması: Darbeler sürecinde genç subayların
(Enver, Mustafa Kemal, Kazım Karabekir) askerî görevlerinden ziyade siyasetle
uğraşmaları, Osmanlı ordusunun disiplininin bozulmasına ve Balkan
Savaşları'ndaki büyük bozguna sebep olmuştur…
İmparatorluğun Yıkılışı: Yazara göre bu darbeler silsilesi,
Osmanlı'nın bin yıllık devlet geleneğini tasfiye etmiş ve topraklarının büyük
kısmının kaybedildiği Lozan sürecine zemin hazırlamıştır…
Özetle kaynaklar, askerî darbeleri Osmanlı'nın
"eceliyle ölmediği, bir cinayete kurban gittiği" tezinin en somut
araçları olarak nitelendirir…
***
Yaşar Gören, eserinde savaşlar ve bu savaşlarda verilen
kayıplar, Osmanlı İmparatorluğu’nun "eceliyle ölmediği, bir cinayete
kurban gittiği" tezini destekleyen en temel tarihsel dönüm noktaları
olarak ele alınmaktadır…
Yazar, resmi tarihin "zafer" veya
"kahramanlık" olarak sunduğu pek çok olayı, ordunun ve devletin kendi
yöneticileri eliyle yıkıma sürüklendiği birer "ihanet ve bozgun
silsilesi" olarak tanımlar...
Kaynaklara göre savaşlar ve kayıplar bağlamında öne çıkan
dönüm noktaları şunlardır:
31 Mart Vakası ve Taşkışla Katliamı: (1909)
Yazar, 1909 olaylarını meşrutiyeti koruma hareketi değil,
Abdülhamid’i devirmek için kurgulanmış bir askeri darbe olarak görür...
Kayıplar: Hareket Ordusu bünyesindeki Bulgar çetelerinin,
Taşkışla’da teslim olan 3 bin ila 4 bin Osmanlı-Türk askerini vahşice
katlettiği iddia edilir…
Dönüm Noktası: Bu olay, 107 yıl sürecek olan "askeri
vesayetin" başlangıcı ve bin yıllık devlet geleneğine vurulan ilk büyük
darbe olarak sunulur…
Balkan Savaşları: "İlk Tokat" (1912-1913)
İttihatçı subayların yönettiği ordunun, altı asırlık Balkan
topraklarını sadece bir buçuk ayda kaybetmesi imparatorluğun çözülmesinde
kritik bir evredir...
Kayıplar: 100 bin kilometrekare vatan toprağı kaybedilmiş, 1
milyondan fazla Türk öldürülmüş veya sürülmüştür.
Bozgunun Nedeni: Yazar, subayların askerlikten ziyade
siyasetle uğraşmasını bozgunun asıl sebebi olarak gösterir…
Selanik’in 25 bin askerle, tek kurşun atılmadan Yunanlara
teslim edilmesi en büyük utanç vesikası olarak nitelenir...
Egzamili Savaşı: Mustafa Kemal ve Ali Fethi’nin yönettiği
Mürettep Kolordu’nun bir günde 6 bin şehit ve 18 bin yaralı vererek Bulgar
ordusuna yenildiği ve geri çekildiği anlatılır…
Sarıkamış Felaketi: "Buz Cehennemi" (1914)
Enver Paşa’nın (Gagauz Enver) stratejik hataları ve
maceracılığı yüzünden 3. Ordu’nun yok edildiği bir facia olarak resmedilir...
Kayıplar: 13 gün içinde 90 bin ila 107 bin arasında askerin
Ruslara tek kurşun atmadan donarak şehit olduğu belirtilir...
Rusların eline geçen 9 alay sancağı, ordunun namusuna
sürülen leke olarak tanımlanır...
Yazarın Eleştirisi: Enver Paşa, yenilgi sonrası savaş
alanından "atlı kızakla kaçmakla" ve on binlerce gencin ölümüne karşı
duyarsız kalmakla suçlar…
Çanakkale Kara Savaşları ve Zığındere (1915)
Deniz zaferi Alman komutanlara ve Cevat Paşa’ya
atfedilirken, kara savaşlarındaki büyük kayıplar Mustafa Kemal üzerinden
eleştirilir...
Zığındere Vahşeti: Çanakkale’nin en kanlı çarpışması olarak
sunulan Zığındere'de, 5 günde 16 bin şehit verildiği, İngilizlerin paralı
askeri Nepallılar 1.800 yaralı askerin kafasını keserek şehit ettiği
anlatılır...
İdeolojik Yenilgi: Yazar, Mustafa Kemal’in Anafartalar
sonrası "İngilizlerin asla yenilemeyeceği" fikrine kapılarak fikren
ve ideolojik olarak mağlup olduğunu iddia eder...
Filistin Cephesi ve Büyük Çöküş (1917-1918)
Bu cephe, imparatorluğun fiilen sona erdiği nokta olarak
sunulur.
Kayıplar: Mustafa Kemal’in çekilme emriyle Yıldırım Ordular
Grubu'nun feci bir yenilgi aldığı, 35 bin şehit ve 75 bin esir verildiği, 1
milyon Osmanlı altınının İngilizlerin eline geçtiği iddia edilir...
İhanet İddiası: İsmet İnönü’nün Gazze’yi, Fevzi Çakmak ve
Ali Fuat Paşaların Kudüs’ü hiç savaşmadan teslim ettiği ileri sürülür…
Mustafa Kemal’in cepheden kaçarak İngilizlere teslim olması
"her şeyin sonu" olarak tanımlanır…
Lozan ve Nihai Kayıp:
Yazar, Lozan Antlaşması'nı kazanılan bir zafer değil, bir
"ihanet belgesi" olarak görür…
Osmanlı topraklarının onda dokuzunun (Mısır, Irak, Suriye,
Kıbrıs, Adalar vb.) İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan'a bırakıldığı
savunulur…
Bu süreç, yedi yüz yıllık cihan devletinin kendi ordusu ve
yöneticileri tarafından tasfiye edildiği bir dönüm noktasıdır...
***
Yazar, tüm bu anlatılarını "heykelleri yıkmak" ve
gelecek nesillerin "uydurulmuş tarih" yerine gerçek bir milli şuur
kazanmasını sağlamak amacıyla, bir gazeteci gözüyle ve belgelerle ortaya
koyduğunu savunmaktadır…




