KİTAP İNCELEMESİ
***
KİTAP ADI: ENVER VE
MUSTAFA KEMAL'İN KİTABI (1908-1938)-1.CİLT
KİTAP YAZARI: YAŞAR GÖREN
***
Yaşar Gören, 1950 yılında Bulgaristan’ın Silistre kentinde
doğdu...
Aynı yıl ailesiyle Türkiye’ye geldi...
1976 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesinden mezun oldu…
Sırasıyla Anka Ajansı, Demokrat, Yeni Ulus, Günaydın, Bugün, Sabah ve Star gazetelerinde çalıştı...
Parlamento muhabirliği, istihbarat şefliği,
haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü, editörlük ve redaktör lük yaptı...
1980 yılı öncesinde Demokrat gazetesinde istihbarat şefi
iken Tarsus ve Çorum katliamlarını, Fatsa ve Aybastı nokta operasyonlarını
izledi, 12 Eylül askeri darbesi sırasında, saat 02.00’de tanklar Ankara
caddelerinde mevzilenirken haberci olarak oradaydı…
1980 yılında Gazeteciler Sendikası Ankara Şube Başkanı
oldu...
1983 yılında Yeni
Ulus gazetesinde parlamento muhabiri, ardından istihbarat şefi oldu…
Yaşar Gören Sürekli basın kartı sahibidir…
***
Bu eser Yaşar Gören’ in “Enver ve Mustafa Kemal'in kitabı (1908-1938)” adlı üç cilt kitabın
birinci cildidir…
Eser, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş dönemini, İttihat ve
Terakki Cemiyeti'nin faaliyetlerini ve Cumhuriyet'in kuruluş sürecini resmi
tarih anlayışına aykırı bir dille ele almaktadır…
Yazar, Masonluk, Yahudi locaları ve yabancı istihbarat
servislerinin Türk modernleşmesi ve devletin yıkılışı üzerindeki etkilerini
radikal bir üslupla sorgulamaktadır…
Kitapta, Enver Paşa ve Mustafa Kemal Atatürk gibi figürler
hakkında ağır eleştiriler yer alırken, tarihsel olaylar "ihanet" ve
"operasyon" kavramları üzerinden yeniden tanımlanmaktadır…
Ayrıca kitap, 1859
Kuleli Vakasından başlayarak darbe geleneklerini, Sultan Abdülaziz'in ölümünü
ve dönemin siyasi aktörlerinin gizli bağlantılarını belgelerle çürütme iddiası
taşımaktadır…
Sonuç olarak kitaplar, yakın tarihin karanlıkta kalmış
yönlerini ortaya çıkarma gayesiyle yazılmış kışkırtıcı bir inceleme
niteliğindedir…
***
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kuruluş ve yapılanması…
Eser, İttihat ve Terakki Cemiyetini, Osmanlı
İmparatorluğu'nu yıkmak için kurulmuş bir terör örgütü olarak tanımlanmaktadır…
Cemiyetin temelleri, 1889 yılında Askeri Tıbbiye Okulu'nda
Arnavut asıllı öğrenci İbrahim Temo tarafından "İttihad-ı Osmanî"
adıyla atılmıştır…
İttihat ve Terakki'nin yapılanması ve örgütlenme biçimi, 19.
yüzyıl İtalya'sında ortaya çıkan, Yahudilik ve masonlukla doğrudan bağlantılı
olduğu belirtilen Carbonari (Kömürcüler) Örgütü örnek alınarak oluşturulmuştur…
Cemiyetin terör örgütü yapılanmasına dair şu detaylar öne
çıkmaktadır:
Hücre Tipi Yapılanma ve Kodlama: Carbonari teşkilatında
olduğu gibi üyeler kesirli sayılarla kodlanmış; her hücreye bir numara,
hücredeki elemanlara da kayıt sırasına göre bir numara verilmiştir
Örneğin, kurucu İbrahim Temo 1/1, Mustafa Kemal ise 322
(3'üncü hücrenin 22. üyesi) numaralı üyelerdir…
322 numaralı üye olarak Mustafa Kemal'in cemiyet içindeki
gizli görevlerinden birinin, dağa çıkan Enver ile Selanik'teki merkez
arasındaki haberleşmeyi sağlamak olduğu ve kendisine "Taşra Mürşidi"
lakabının verildiği belirtilmektedir…
Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki Cemiyeti'ndeki 322 (veya
3/22) numaralı üye olması, kaynaklarda onun cemiyet içerisinde sıradan bir
nefer değil, genel merkez düzeyinde bir yönetici olduğunun kanıtı olarak
sunulmaktadır…
Fedai Şubeleri ve Suikast Birimleri: Cemiyet,
"ihtilalci" karakterini pekiştirmek için fedai şubeleri tesis
etmiştir…
Siyasi suikastlar için kullanılan, asker ve sivil
fedailerden oluşan "99'uncu Bölük" adlı gizli bir yapılanma
mevcuttur…
Bu birim, İttihat ve Terakki Genel Merkezi'nden aldığı
emirlerle gazeteciler (Hasan Fehmi, Ahmet Samim) ve devlet adamlarına (Ferik
Şemsi Paşa) karşı suikastlar düzenlemiştir…
İnfaz Yetkisi ve Yemin Törenleri: Cemiyetin iç nizamnamesi,
yetkili organlara "vatanı veya cemiyeti tehlikeye sokan" kişileri
mahkûm etme ve cezalandırma yetkisi vermiştir
Giriş törenlerinde yeni üyeler, revolver ve hançer üzerine
el basarak, verilen ölüm emirlerini yerine getireceklerine dair sadakat yemini
etmişlerdir…
Mason Locaları ile Bağlantılar: İttihat ve Terakki'nin,
Selanik'teki Macedonia Risorta Mason Locası ile iç içe geçtiği; Yahudi avukat
Emmanuel Karasso'nun bu locanın Maşrık-ı Azamı olarak örgüt yönetiminde ve
finansmanında (400 bin altın desteği gibi) kilit rol oynadığı belirtilmektedir…
Devlete Karşı Silahlı Eylem: Örgüt, 3. Ordu içerisindeki
Abdülhamid yanlısı subayları öldürerek ihtilal sürecini başlatmış ve
Balkanlardaki Bulgar (Sandanski), Yunan ve Ermeni (Taşnaktsutyun) terör
komiteleriyle Abdülhamid'i devirmek için eylem birliği yapmıştır…
Eserde bu yapı, 10 yıl içinde devleti yıkan
"devlet-millet düşmanı haydutlar" güruhu olarak tasvir edilmektedir…
***
Mustafa Kemal ve Enver Paşa’nın 1908-1938 yılları arasındaki
ilişkisi, kaynaklarda Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkıma sürükleyen bir
"ihanet ortaklığı" ve aynı zamanda operasyonel bir hiyerarşi
çatışması olarak resmedilmektedir…
Yazar, her iki ismi
de "hürriyet kahramanı" değil, Mason locaları ve yabancı istihbarat
servislerinin güdümünde hareket eden, devlete savaş açmış figürler olarak
tanımlar…
Yazarın belirttiğine göre, bu otuz yıllık dönemdeki
ilişkinin temel dönüm noktaları şöyledir:
İttihat ve Terakki İçindeki İş Bölümü (1908): 1908 yılında
Enver dağa çıkıp devlete savaş açtığında, Mustafa Kemal Selanik-Üsküp demiryolu
müfettişi olarak görevlendirilmiştir…
Mustafa Kemal'in bu dönemdeki gizli görevi, dağdaki Enver
ile Selanik'teki merkez komitesi arasında haberleşmeyi sağlamaktır…
Buluştuklarında Mustafa Kemal, Enver’e cemiyetin genel yetki
belgelerini ve ailesinden gelen mektupları bizzat teslim etmiştir…
Hareket Ordusu ve Liderlik Rekabeti (1909): 31 Mart
ayaklanması sırasında kurmay başkanlığını Mustafa Kemal’in yaptığı 3. Ordu,
İstanbul üzerine yürümüştür…
Ancak Yeşilköy’e gelindiğinde Berlin’den dönen Enver, Bulgar
çetelerinin ve Hareket Ordusu’nun komutasını Mustafa Kemal’den devralmıştır…
Mustafa Kemal, hayran olduğu Bulgar çeteci Yane Sandanski'yi
İstanbul trenine bizzat bindirmek ister, ancak Enver Sandanski’yi onun elinden
alır…
Bu durum aralarının açılmasına yol açar…
Trablusgarp Savaşı (1911-1912): Libya’da her iki isim de
İtalyanlara karşı savaşmıştır; ancak aralarında net bir üst-ast ilişkisi
mevcuttur…
Enver Paşa, Barka (Sirenayka) bölgesi komutanıyken, Mustafa
Kemal onun emri altında Derne kuvvetleri komutanı olarak görev yapmıştır…
Sarıkamış Sonrası Gerginlik (1915): Sarıkamış felaketinden
sonra İstanbul'a dönen Enver Paşa, Harbiye Nezareti koridorlarında karşılaştığı
Mustafa Kemal’in "Savaş nasıl geçti?" sorusuna, yaşanan büyük
trajediyi gizleyerek sadece "İyi geçti, vuruştuk işte..." yanıtını
vermiştir…
Bu durum, Enver'in başarısızlığını gizleme ve Mustafa
Kemal'e karşı kibirli tutumu olarak yorumlanır…
1918 ve Sonrası "Büyük İhanet" İddiası: Kaynakta
Mustafa Kemal, 1918'de Filistin cephesinden "kaçarak" İngilizlere
zafer hediye etmekle ve devletin teslim olmasına zemin hazırlamakla suçlanır…
Enver Paşa ise 123 bin kişilik orduyu Sarıkamış'ta yok eden
ve savaş alanından kaçan "uydurma bir paşa" olarak tasvir edilir…
Özetle kaynaklar, bu iki figürün ilişkisini bir vatan
kurtarma mücadelesi olarak değil; Masonik bir yapılanma (İttihat ve Terakki)
içinde başlayan, ancak zamanla kişisel hırslar ve yabancı servislerin (İngiliz
ve Alman) yönlendirmesiyle şekillenen, sonuçta imparatorluğun parçalanmasıyla
biten bir süreç olarak resmetmektedir…
Kaynaklarda Mustafa Kemal'in "Taşra Mürşidi"
lakabı ve bu kapsamdaki görevi, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) ihtilal
hazırlıkları sürecinde yürüttüğü gizli haberleşme ve koordinasyon
faaliyetlerini ifade etmektedir…
"Taşra Mürşidi" olarak, merkezden gelen emir,
talimat ve gizli belgeleri sahada bulunan (taşradaki) ittihatçı gruplara
ulaştıran bir "özel ulak" rolü üstlenmiştir…
"Gagauz Enver" ifadesi, kitapta Enver Paşa'nın
Türk ve Müslüman kimliğini reddetmek ve onu imparatorluğu içeriden yıkan
yabancı odaklı bir figür olarak göstermek amacıyla kullanılan bir nitelemedir…
Enver Paşa'nın Yunan eteğiyle(fustanella) dağa çıkması, onun
Osmanlı İmparatorluğu'na savaş açıp "gâvurların kahramanı" haline
geldiği şeklinde yorumlanmaktadır…
Kaynaklarda Emmanuel Karasso’nun (Emanuel Karasu) İttihat ve
Terakki Cemiyeti üzerindeki finansal etkisi, özellikle Osmanlı
İmparatorluğu'nun yıkılmasına giden süreçte stratejik operasyonları ve askeri
hareketliliği finanse eden kilit bir aktör olarak anlatılmaktadır…
Emmanuel Karasso, cemiyetin operasyonel gücünü ve ihtilal
hareketlerini finanse eden, özellikle dış bankalar ve masonik yapılar üzerinden
kayıt dışı para trafiğini yöneten en önemli mali odaklardan biri olarak
resmedilmektedir…
***
Yazar Yaşar Gören, "resmi tarih" anlayışını yalan,
tahrifat, yok sayma, sansür ve otosansüre dayanan uydurulmuş bir versiyon
olarak tanımlamakta ve sert bir şekilde eleştirmektedir...
Yazarın bu anlayışa yönelik temel eleştirileri ve buna karşı
öne sürdüğü iddialar şunlardır:
Devletin Geçmiş Korkusu: Yazar, devletin kendi ürettiği
"kirlerden" ve "katillerden" korktuğu için tarihi
gerçeklere göre değil, kendi istediği gibi anlattığını savunur…
Arşivlerin İmhası ve Gizlenmesi: Osmanlı tarihi, İstiklal
Savaşı ve Cumhuriyet'in kuruluş yıllarına ait belgelerin kilit altına alındığı,
taranarak yok edildiği veya imha edildiği iddia edilmektedir…
Kemalizm ve Elitlerin Egemenliği: Kendini Cumhuriyet ile
özdeşleştiren asker-sivil elitlerin, rejim üzerindeki imtiyazlarını korumak
için "Kemalizm" adı altında tarihi sürekli çarpıttıkları ileri
sürülmektedir…
Akademinin Yetersizliği: Üniversitelerin (akademi) bilim
peşinde değil, rütbe ve unvan peşinde koştuğunu, bu nedenle görevini yapmayarak
"gerçek" tarihi yazmadığını savunur…
Yazar, akademinin
yazdığı metinlerin "tarih olmadığını" iddia eder…
İttihat ve Terakki'nin Niteliği: Resmi tarihin
"cemiyet" veya "parti" olarak sunduğu bu yapıyı, yazar
"devleti yıkan bir terör örgütü" ve yöneticilerini de "vatan
kurtarıcısı" değil, "haydut" olarak tanımlar…
Milli Mücadele Anlatısı: Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkarak
bir Kurtuluş Savaşı başlattığı anlatısının "yalan" olduğunu,
Anadolu'da direnişin zaten başladığını ve Mustafa Kemal'in ordusunun asıl
işgalcilerle (İngiliz, Fransız, İtalyan) tek kurşun atmadan sadece Yunanlarla
savaştığını iddia eder…
Ankara Hükümeti'nin Statüsü: Westfalya Anlaşması'na
dayandırarak, Ankara'daki Meclis ve hükümetin uluslararası hukuk açısından
"haydut" statüsünde olduğunu öne sürer…
Konya Katliamı İddiası: Resmi tarihte yer almadığını
savunduğu "Konya Katliamları" konusuna değinerek, Mustafa Kemal'in
askerlerinin Konya'da 6 bin 529 Müslüman’ı astığını iddia eder…
Yıldız Sarayı Yağması: 31 Mart Vakası sonrasında Yıldız
Sarayı'nın İttihatçılar ve beraberindeki "Bulgar çeteleri" tarafından
yağmalandığını, yağmacılar arasında Mustafa Kemal'in de adının geçtiğini ileri
sürer…
Siyasi Suikastlar: Veliaht Yusuf İzzettin Efendi'nin intihar
etmediğini, Enver Paşa tarafından öldürüldüğünü ve bu cinayetin üzerinin
İttihatçı doktorlarca örtüldüğünü iddia eder…
***
Yaşar Gören’in eserinde askerî darbeler, Osmanlı
İmparatorluğu’nun yıkılış sürecini başlatan ve hızlandıran en kritik tarihsel
dönüm noktaları olarak ele alınmaktadır…
Yazar, bu darbeleri birer "hürriyet mücadelesi" değil,
kökü dışarıda olan gizli örgütlerin (Carbonari, Mason locaları) ve
"terörist" yapıların devleti içeriden çökertme operasyonları olarak
tanımlar…
Kaynaklara göre askerî darbeler ve tarihsel süreçteki
yerleri şu şekildedir:
1859 Kuleli Vakası: Kaynaklarda Osmanlı tarihindeki ilk
modern askerî darbe girişimi olarak tanımlanır…
Fedâiler Cemiyeti tarafından Sultan Abdülmecid’i devirip
Abdülaziz’i tahta geçirmek amacıyla planlanmış ancak ihbar sonucu başarısız
olmuştur…
1876 Darbesi ve Abdülaziz’in Şehadeti: Osmanlı tarihinin en
önemli dönüm noktalarından biri olarak sunulan bu olayda, Mithat ve Hüseyin
Avni Paşalar Sultan Abdülaziz’i askerî darbe ile devirmiş ve ardından
katletmişlerdir…
Yazar, bu darbenin arkasında İngiltere ve Mason localarının
olduğunu; darbe sonrası kurulan sistemin Türkleri kendi vatanında azınlık
durumuna düşürdüğünü savunur…
1878 Çırağan Baskını: Ali Suavi liderliğindeki 150 silahlı
adamın V. Murad’ı tekrar tahta çıkarmak amacıyla gerçekleştirdiği bu girişim,
kaynaklarda başarısız bir hükümet darbesi ve "terörist" eylem olarak
nitelenir…
İttihatçı Darbeler ve 1908-1909 Süreci
1908 II. Meşrutiyet: Resmi tarihin aksine bu süreç, Enver
Paşa (Gagauz Enver) ve diğer İttihatçı subayların dağa çıkarak kendi
devletlerine savaş açtığı bir "eşkıyalık" ve darbe süreci olarak
anlatılır…
31 Mart Vakası ve 1909 Darbesi: Kaynaklar, 1909 olaylarını
İttihatçıların Abdülhamid’i tahttan indirmek için kurguladığı bir askerî darbe
olarak tanımlar…
Mustafa Kemal'in kurmay başkanlığını yaptığı Hareket Ordusu,
İstanbul'u işgal ederek teslim olan binlerce askeri katletmiş ve Yıldız
Sarayı'nı yağmalamıştır…
Yazar, bu olayı 107 yıl sürecek olan "askerî
vesayetin" başlangıcı olarak görür…
1913 Bab-ı Ali Baskını: 23 Ocak 1913'te Enver Paşa
liderliğinde gerçekleştirilen bu eylem, kaynaklarda "kanlı bir askerî
darbe" olarak sunulur…
Enver'in Harbiye Nazırı Nazım Paşa'yı bizzat öldürüp
Sadrazam Kâmil Paşa'yı silah zoruyla istifa ettirdiği ve bu yolla ordunun ve
devletin yönetimini tamamen ele geçirdiği belirtilir…
Ordunun Siyasallaşması: Darbeler sürecinde genç subayların
(Enver, Mustafa Kemal, Kazım Karabekir) askerî görevlerinden ziyade siyasetle
uğraşmaları, Osmanlı ordusunun disiplininin bozulmasına ve Balkan
Savaşları'ndaki büyük bozguna sebep olmuştur…
İmparatorluğun Yıkılışı: Yazara göre bu darbeler silsilesi,
Osmanlı'nın bin yıllık devlet geleneğini tasfiye etmiş ve topraklarının büyük
kısmının kaybedildiği Lozan sürecine zemin hazırlamıştır…
Özetle kaynaklar, askerî darbeleri Osmanlı'nın
"eceliyle ölmediği, bir cinayete kurban gittiği" tezinin en somut
araçları olarak nitelendirir…
***
Yaşar Gören, eserinde savaşlar ve bu savaşlarda verilen
kayıplar, Osmanlı İmparatorluğu’nun "eceliyle ölmediği, bir cinayete
kurban gittiği" tezini destekleyen en temel tarihsel dönüm noktaları
olarak ele alınmaktadır…
Yazar, resmi tarihin "zafer" veya
"kahramanlık" olarak sunduğu pek çok olayı, ordunun ve devletin kendi
yöneticileri eliyle yıkıma sürüklendiği birer "ihanet ve bozgun
silsilesi" olarak tanımlar...
Kaynaklara göre savaşlar ve kayıplar bağlamında öne çıkan
dönüm noktaları şunlardır:
31 Mart Vakası ve Taşkışla Katliamı: (1909)
Yazar, 1909 olaylarını meşrutiyeti koruma hareketi değil,
Abdülhamid’i devirmek için kurgulanmış bir askeri darbe olarak görür...
Kayıplar: Hareket Ordusu bünyesindeki Bulgar çetelerinin,
Taşkışla’da teslim olan 3 bin ila 4 bin Osmanlı-Türk askerini vahşice
katlettiği iddia edilir…
Dönüm Noktası: Bu olay, 107 yıl sürecek olan "askeri
vesayetin" başlangıcı ve bin yıllık devlet geleneğine vurulan ilk büyük
darbe olarak sunulur…
Balkan Savaşları: "İlk Tokat" (1912-1913)
İttihatçı subayların yönettiği ordunun, altı asırlık Balkan
topraklarını sadece bir buçuk ayda kaybetmesi imparatorluğun çözülmesinde
kritik bir evredir...
Kayıplar: 100 bin kilometrekare vatan toprağı kaybedilmiş, 1
milyondan fazla Türk öldürülmüş veya sürülmüştür.
Bozgunun Nedeni: Yazar, subayların askerlikten ziyade
siyasetle uğraşmasını bozgunun asıl sebebi olarak gösterir…
Selanik’in 25 bin askerle, tek kurşun atılmadan Yunanlara
teslim edilmesi en büyük utanç vesikası olarak nitelenir...
Egzamili Savaşı: Mustafa Kemal ve Ali Fethi’nin yönettiği
Mürettep Kolordu’nun bir günde 6 bin şehit ve 18 bin yaralı vererek Bulgar
ordusuna yenildiği ve geri çekildiği anlatılır…
Sarıkamış Felaketi: "Buz Cehennemi" (1914)
Enver Paşa’nın (Gagauz Enver) stratejik hataları ve
maceracılığı yüzünden 3. Ordu’nun yok edildiği bir facia olarak resmedilir...
Kayıplar: 13 gün içinde 90 bin ila 107 bin arasında askerin
Ruslara tek kurşun atmadan donarak şehit olduğu belirtilir...
Rusların eline geçen 9 alay sancağı, ordunun namusuna
sürülen leke olarak tanımlanır...
Yazarın Eleştirisi: Enver Paşa, yenilgi sonrası savaş
alanından "atlı kızakla kaçmakla" ve on binlerce gencin ölümüne karşı
duyarsız kalmakla suçlar…
Çanakkale Kara Savaşları ve Zığındere (1915)
Deniz zaferi Alman komutanlara ve Cevat Paşa’ya
atfedilirken, kara savaşlarındaki büyük kayıplar Mustafa Kemal üzerinden
eleştirilir...
Zığındere Vahşeti: Çanakkale’nin en kanlı çarpışması olarak
sunulan Zığındere'de, 5 günde 16 bin şehit verildiği, İngilizlerin paralı
askeri Nepallılar 1.800 yaralı askerin kafasını keserek şehit ettiği
anlatılır...
İdeolojik Yenilgi: Yazar, Mustafa Kemal’in Anafartalar
sonrası "İngilizlerin asla yenilemeyeceği" fikrine kapılarak fikren
ve ideolojik olarak mağlup olduğunu iddia eder...
Filistin Cephesi ve Büyük Çöküş (1917-1918)
Bu cephe, imparatorluğun fiilen sona erdiği nokta olarak
sunulur.
Kayıplar: Mustafa Kemal’in çekilme emriyle Yıldırım Ordular
Grubu'nun feci bir yenilgi aldığı, 35 bin şehit ve 75 bin esir verildiği, 1
milyon Osmanlı altınının İngilizlerin eline geçtiği iddia edilir...
İhanet İddiası: İsmet İnönü’nün Gazze’yi, Fevzi Çakmak ve
Ali Fuat Paşaların Kudüs’ü hiç savaşmadan teslim ettiği ileri sürülür…
Mustafa Kemal’in cepheden kaçarak İngilizlere teslim olması
"her şeyin sonu" olarak tanımlanır…
Lozan ve Nihai Kayıp:
Yazar, Lozan Antlaşması'nı kazanılan bir zafer değil, bir
"ihanet belgesi" olarak görür…
Osmanlı topraklarının onda dokuzunun (Mısır, Irak, Suriye,
Kıbrıs, Adalar vb.) İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan'a bırakıldığı
savunulur…
Bu süreç, yedi yüz yıllık cihan devletinin kendi ordusu ve
yöneticileri tarafından tasfiye edildiği bir dönüm noktasıdır...
***
Yazar, tüm bu anlatılarını "heykelleri yıkmak" ve
gelecek nesillerin "uydurulmuş tarih" yerine gerçek bir milli şuur
kazanmasını sağlamak amacıyla, bir gazeteci gözüyle ve belgelerle ortaya
koyduğunu savunmaktadır…
