KİTAP İNCELEMESİ
***
KİTAP ADI: ENVER VE MUSTAFA KEMAL'İN KİTABI (1908-1938)-3.CİLT
KİTAP YAZARI: YAŞAR GÖREN
***
Yaşar Gören, 1950 yılında Bulgaristan’ın Silistre kentinde doğdu...
Aynı yıl ailesiyle Türkiye’ye geldi...
1976 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu…
Sırasıyla Anka Ajansı, Demokrat, Yeni Ulus, Günaydın, Bugün, Sabah ve Star gazetelerinde çalıştı... Parlamento muhabirliği, istihbarat şefliği, haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü, editörlük ve redaktör lük yaptı...
1980 yılı öncesinde Demokrat gazetesinde istihbarat şefi iken Tarsus ve Çorum katliamlarını, Fatsa ve Aybastı nokta operasyonlarını izledi, 12 Eylül askeri darbesi sırasında, saat 02.00’de tanklar Ankara caddelerinde mevzilenirken haberci olarak oradaydı…
1980 yılında Ga zeteciler Sendikası Ankara Şube Başkanı oldu...
1983 yılında Yeni Ulus gazetesinde parlamento muhabiri, ardından istihbarat şefi oldu…
Yaşar Gören Sürekli basın kartı sahibidir…
***
Resmi tarih eleştirisi:
Resmi Tarihin Eleştirisi, doğrudan Terminoloji ve Kavramlar
başlığı altında ele alınmakta ve tarihin nasıl anlatıldığının kullanılan
sıfatlar ile şekillendiği savunulmaktadır…
Bir kelimenin bilim, sanat, spor, meslek ya da bir zanaat
dalına özgü özel kavramları karşılamak üzere kazandığı anlama terim anlam
denir…
Futbol: taç, kale; Müzik: sus işareti; Tiyatro: kostüm,
sufle; Dilbilgisi: nokta, virgül; Matematik: yarıçap, kök; Tarih: kronoloji vb…
Resmi Tarihin Eleştirisi ve bu bağlamda önerilen yeni
terminoloji şu şekildedir:
Terminolojik Bir Silah Olarak Sıfat Seçimi
Yazar, yakın tarihin bugüne kadar baş aktörlerin
"heykelini yaparak" yani onları kutsallaştırarak anlatıldığını iddia
eder…
Bu "resmi"
anlatıyı yıkmak için kullanılan sıfatların değiştirilmesi gerektiğini savunur:
İttihat ve Terakki: Resmi tarihin bir "cemiyet"
veya "parti" olarak tanımladığı bu yapıyı, yazar doğrudan bir
"terör örgütü" olarak nitelendirir…
Aktörlerin Nitelendirilmesi: Masonlara veya Yahudilere
"hürriyet kahramanı" denilmesine karşı çıkar; vatan kurtarıcısı
olarak övülen kişileri "devlet-millet düşmanı haydutlar" olarak
tanımlar…
Enver Paşa: Hürriyet kahramanı olarak değil, kendi devletine
savaş açmış "eşkıya bir terörist" ve "katil" olarak
betimlenir…
Kurumsal ve Hukuki Kavramların Yeniden Tanımlanması
Yazar, Cumhuriyet'in kuruluş sürecindeki kurumları resmi
tarihin aksine hukuki bir meşruiyet zemininden yoksun gösterir:
Ankara Hükümeti ve Meclis: 1920'de Ankara'da toplanan
Meclis'in Osmanlı iç hukuku açısından "yasadışı" olduğu savunulur…
Westfalya Anlaşması ve dönemin anayasasına (Teşkilat-ı
Esasiye) dayandırılarak bu oluşum "askeri darbe",
"haydutluk" ve "paralel hükümet" olarak adlandırılır…
Kurtuluş Savaşı: Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkarak bir
kurtuluş savaşı başlattığı iddiası "sahte bir tarih inşası" olarak
nitelenir; yazar, onun İngiliz işgalcilerin şartlarını yerine getirmek için
Samsun'a gönderildiğini ve asıl işgalcilerle (İngiliz, Fransız, İtalyan)
savaşmadığını iddia eder…
Tarihi Olayların Kavramsal Eleştirisi…
Sevr Anlaşması: Resmi tarihin "hain padişahın
imzaladığı anlaşma" tezi, belgelerle reddedilmeye çalışılır…
Kaynakta Sevr, padişah tarafından onaylanmadığı için hukuken
bir anlaşma değil, bir "proje" olarak tanımlanır…
Bu durumun "Kemalist rejim" tarafından kendi
meşruiyetini sağlamak için bir "iftira" olarak kullanıldığı savunulur…
Zafer Kavramı: İnönü Savaşları ve Sakarya Meydan Muharebesi
gibi olaylar etrafında oluşan "zafer" anlatısı eleştirilir…
Birinci İnönü'nün aslında bir "yenilgi" olduğu,
zafer telgraflarının ise "şiirden ibaret" uydurmalar olduğu iddia
edilir…
Sakarya Savaşı'nın ise Mustafa Kemal tarafından değil, Fevzi
Çakmak tarafından yönetildiği ve kazanıldığı savunulur…
Yazarın temel tezi, yakın tarihin "yalanlar ve düzmece
raporlar üzerinden" inşa edildiği ve gelecek nesillerin gerçek bir tarih
anlayışına ulaşması için bu "heykellerin" yıkılması gerektiğidir…
Terminoloji değişikliği, bu eleştirinin temel taşı olarak
sunulur; zira yazara göre kullanılan sıfatlar, tarihçinin durduğu tarafı
göstermektedir…
***
Birinci Dünya Savaşı ve Cepheler, yazar Yaşar Gören'in
revizyonist tarih anlayışı çerçevesinde; resmi tarihin "kahramanlık"
anlatılarını yıkan, askeri başarısızlıkları ve komuta kademesindeki
"ihanet" iddialarını ön plana çıkaran bir bakış açısıyla ele alınmaktadır…
Yazarın "Enver ve Mustafa Kemal'in Kitabı"ndaki
anlatısına göre Birinci Dünya Savaşı ve cephelerde yaşananlar şu şekilde
özetlenebilir:
Savaşa Giriş ve Sarıkamış Cephesi
Savaşa Giriş: Yazar, "Gagauz asıllı" olarak
nitelendirdiği Enver Paşa'nın, makul bir gerekçe olmaksızın ve aceleyle
imparatorluğu 5 Kasım 1914 tarihinde savaşa soktuğunu iddia eder…
Sarıkamış Felaketi: Enver Paşa, 3. Ordu'nun başında iken
iklim ve zaman şartlarını gözetmeden Ruslara saldırmakla suçlanır…
Ordu kışlık kıyafetten yoksundur ve 15 gün içinde 107 bin
şehit verilmiştir…
Yazar, Enver Paşa'nın "taarruz edilmez" diyen
Hasan İzzet Paşa'yı idamla tehdit ettiğini ve ordu yok olduktan sonra
kendisinin savaş alanından "atlı kızakla kaçtığını" ileri sürer…
Çanakkale ve Kut-ül Amare Cepheleri
Çanakkale'de Alman Etkisi: Resmi tarihin aksine,
Çanakkale'deki başarının Mustafa Kemal'e değil, Alman generallere (Liman von
Sanders, Amiral Usedom, Merten) ve Boğaz'ı tahkim eden II. Abdülhamid'e ait
olduğu savunulur…
Osmanlı ordusunun yenilmemesi, Alman askeri yardımına ve
mayın harbi ile denizaltı faaliyetlerine bağlanır…
Kut-ül Amare: Bağdat yakınlarındaki bu zaferin asıl
mimarının, İngiliz ordusunu kuşatan ve zaferden bir hafta önce ölen Alman
Generali Colmar Freiherr von der Goltz olduğu iddia edilir…
Filistin ve Suriye Cephesi (İhanet İddiaları)
Bu cephe, yazarın Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarına
yönelik en ağır eleştirilerini yönelttiği alandır:
Mustafa Kemal’in Firarı: Yazar, 7. Ordu Komutanı Mustafa
Kemal'in Filistin'de üst komutanlıktan izin almadan ve emirleri dinlemeden
"savaş alanından kaçtığını" iddia eder…
Bu kaçışın "her şeyin sonu" olduğu ve
imparatorluğun Filistin'de "yere serildiği" savunulur…
İsmet İnönü ve Diğer Komutanlar: İsmet İnönü’nün 1917’de
Birüssebi’de savaş alanından kaçarak Gazze’nin düşmesine neden olduğu; Fevzi
Çakmak ve Ali Fuat Cebesoy’un ise Kudüs’ü "tek kurşun atmadan İngilizlere
teslim ettikleri" ileri sürülür…
Yıldırım Orduları Grubu'nun Dağılması: Mustafa Kemal'in
1918'deki çekilme emriyle ordunun feci bir yenilgiye uğradığı, binlerce şehit
ve esir verildiği, milyonlarca Osmanlı altınının İngilizlerin eline geçtiği
iddia edilir…
Yazar, Mustafa Kemal'in Halep'te kılıcıyla birlikte İngiliz
General MacAndrew’a teslim olduğunu savunur…
Yazarın temel tezi, Devlet-i Aliyye'nin (Osmanlı)
"kendi ordusunun ihanetine uğradığı" yönündedir…
Birinci Dünya Savaşı'ndaki büyük toprak kayıpları ve nihai
çöküş, komuta kademesindeki isimlerin (Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Fevzi
Çakmak) şahsi çıkarları ve "Mason/İttihatçı" bağlantıları nedeniyle
cepheleri terk etmelerine bağlanır…
Cephelerdeki bu
gerçeklerin üzerinin örtüldüğü ve "sahte bir tarih" inşa edildiğini
savunan yazar,
gelecek nesillerin bu konuda "bilinçlendirilmesi"
gerektiğini savunmaktadır…
***
Milli Mücadele dönemindeki Dış Yardımlar:
Mustafa Kemal Paşa’nın kişisel serveti ve Türkiye İş
Bankası’nın kuruluşu ile doğrudan ilişkilendiren revizyonist bir bakış açısı
sunmaktadır…
Yazar Yaşar Gören, bu
yardımların büyük bir kısmının devlet hazinesine değil, Mustafa Kemal’in şahsi
hesaplarına aktarıldığını iddia etmektedir…
Kaynaklara göre dış yardımlar ve finansal kaynaklar şu
başlıklar altında toplanmaktadır:
1. Hint Müslümanlarının Yardımları
Gönderiliş Amacı ve Şekli: Hintli Müslümanların, Hinduların
ve Sihlerin, İngilizlere karşı Halifeyi kurtarması için topladıkları paralar
banka havalesiyle (Bombay’daki İngiliz Bankası’ndan Osmanlı Bankası’nın Ankara
şubesine) Mustafa Kemal adına gönderilmiştir…
İngiliz İstihbaratının Rolü: Yazar, İngiliz istihbaratının
Reuters aracılığıyla Mustafa Kemal’in "Hilafeti kurtaracağı"
haberlerini yayarak Hintlileri para göndermeye teşvik ettiğini, böylece
İngiltere’nin kendi "adamını" Hintlilere finanse ettirdiğini ileri
sürer…
Servete Dönüşüm: Bu paraların Maliye Bakanlığı kayıtlarına
girmediği, Mustafa Kemal tarafından "Bu para bana gönderildi,
benimdir" denilerek şahsi mülkiyetine geçirildiği savunulur…
Yardımların toplam miktarının bugünkü değerle 1 milyar
liranın üzerinde olduğu iddia edilmektedir…
Kullanım Alanları: Bu paranın 250.000 lirasının İş
Bankası’nın ana sermayesi olarak kullanıldığı, bir kısmıyla da Atatürk Orman
Çiftliği ve bira fabrikası gibi kişisel yatırımların yapıldığı belirtilir…
2. Sovyet Rusya ve Özbek (Buhara) Yardımları
Özbek Altınları: Lenin aracılığıyla Buhara Cumhuriyeti’nden
(Özbekistan) gönderilen yüklü miktarda altın yardımı zikredilir…
Buhara Meclisi’nin 100 milyon altın gönderilmesine karar
verdiği, ancak bunun ne kadarının Ruslar tarafından tutulup ne kadarının
Ankara’ya ulaştığının belirsiz olduğu ifade edilir…
Rus Altın Rubleleri: 1921-1922 yıllarında Sovyet Rusya’dan
farklı partiler halinde yaklaşık 11 milyon altın ruble geldiği kaydedilir…
Yazar, bu altınların ne kadarının Maliye Bakanlığı
kayıtlarına girdiğinin meçhul olduğunu savunmaktadır…
3. Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa’nın Bağışı
Mısır Hidivi’nin Türk vatandaşlığına geçmesi münasebetiyle
bağışladığı 900 bin lira civarındaki paraya Mustafa Kemal’in el koyarak kendi
şahsi hesabına yatırdığı iddia edilir…
Bu miktarın bugünkü karşılığının yaklaşık 416 milyon TL
olduğu hesaplanmıştır…
4. Finansal Kaynaklar ve Kişisel Servet Bağlamı
Dünyanın En Zengin Generali: Kaynaklarda Mustafa Kemal, dış
yardımları ve ittihatçılardan devralınan sermayeyi şahsi servetine dönüştürerek
"dünyanın en zengin generali" ve "Türkiye’nin ilk bankeri, en
büyük toprak ağası" olarak tanımlanır…
İtibar-ı Milli Bankası’na El Konulması: 1927’de Maliye
Nazırı Cavit Bey’in idam edilmesinin ardından, ittihatçıların kontrolündeki
İtibar-ı Milli Bankası’nın (yaklaşık 4 milyon lira sermayeli) kanunsuz bir
şekilde İş Bankası’na devredildiği ve Mustafa Kemal’in bu bankanın tek ve
gerçek sahibi olduğu ileri sürülür…
Silah Arkadaşlarıyla Tezat: Mustafa Kemal büyük bir servet edinirken;
Kazım Karabekir, Cafer Tayyar Paşa ve Rauf Orbay gibi isimlerin geçim sıkıntısı
çektiği veya sürgün hayatı yaşadığı vurgulanarak bir tezat oluşturulur…
Yazarın temel iddiası, Milli Mücadele için gönderilen dış
yardımların ve mülkiyeti tartışmalı finansal kaynakların, modern Türkiye’nin
kurucu kadrosu tarafından kişisel zenginleşme aracı olarak kullanıldığı
yönündedir…
***
Sunulan kaynaklarda Milli Mücadele Dönemi Savaşları, yazar
Yaşar Gören'in revizyonist tarih anlayışı çerçevesinde, resmi tarihin
"kahramanlık destanı" olarak sunduğu olayları "yalanlar, düzmece
raporlar ve ihanetler" olarak yeniden tanımlayan bir bakış açısıyla ele
alınmaktadır…
Yazar, bu dönemi bir "kurtuluş savaşı" olarak
değil, Osmanlı İmparatorluğu'nun (Devlet-i Aliyye) kendi ordusu tarafından
uğratıldığı "benzersiz bir ihanet" süreci olarak nitelendirir…
Kaynaklara göre Milli Mücadele dönemi savaşları ve kritik
dönemeçleri şu şekildedir:
1. Savaşın Niteliği ve Başlangıcı
Asıl İşgalcilerle Savaşılmadığı İddiası: Yazar, Mustafa
Kemal'in asıl işgalciler olan İngiliz, Fransız ve İtalyan ordularına tek kurşun
atmadığını, yönettiği askerlerin sadece Yunanlılara karşı savaştığını iddia
eder…
Ankara Hükümeti'nin Meşruiyeti: 1920'de Ankara'da toplanan
Meclis ve kurulan hükümet, Osmanlı iç hukuku ve Westfalya Anlaşması uyarınca
"Haydut Ankara Hükümeti" olarak tanımlanır…
2. Bursa'nın Teslimi (Temmuz 1920)
Yazar, Osmanlı'nın ilk başkenti Bursa'nın 8 Temmuz 1920'de
Yunan ordusuna "tek kurşun atmadan" teslim edildiğini savunur…
Bu teslimiyetin, Mustafa Kemal'in "Bursa'yı Yunan'a
bırakın, şehri boşaltın" emriyle gerçekleştiğini ve bunun mecliste
şiddetli tartışmalara yol açtığını ileri sürer…
3. Birinci İnönü Savaşı (Ocak 1921)
"Uydurma Zafer" İddiası: Resmi tarihte zafer
olarak geçen bu savaşın aslında bir yenilgi olduğu iddia edilir…
Yazar, İsmet İnönü'nün cephede değil Kütahya'da olduğunu,
Yunan ordusunun attığı birkaç top mermisiyle ürküp Ballı köyüne kaçtığını
savunur…
Mustafa Kemal'in İsmet İnönü'yü kahraman ilan eden
telgrafının, halkı kandırmak için uydurulmuş "şiirden ibaret bir
yalan" olduğu öne sürülür…
4. Kütahya-Eskişehir Savaşları (Temmuz 1921)
Bu süreç "bozgun günleri" olarak tanımlanır…
Türk ordusunun ağır
bir yenilgi aldığı, Afyon, Kütahya ve Eskişehir'in kaybedildiği ve 30 binden
fazla askerin (her üç askerden birinin) silahlarıyla birlikte cepheden kaçtığı
belirtilir…
Fevzi Çakmak'ın, İsmet İnönü için "Eline verdiğim gül
gibi kuvvetleri mahvetti" dediği aktarılır…
5. Sakarya Meydan Muharebesi (Ağustos-Eylül 1921)
Komuta Meselesi: Mustafa Kemal'in attan düşüp kaburgasını
kırmasını bahane ederek savaştan kaçtığı, Sakarya Savaşı'nı planlayan ve
yöneten asıl kişinin Fevzi Çakmak olduğu iddia edilir…
Geri Çekilme Emri: Savaş sırasında Mustafa Kemal'in
yenilgiye hükmederek "geri çekilme" emri verdiği, ancak Fevzi
Çakmak'ın bu emri sumen altı ederek zaferi kazandığı savunulur…
"Hatt-ı Müdafaa" Sözü: "Hatt-ı müdafaa
yoktur, sath-ı müdafaası vardır" cümlesinin savaş sırasında değil, 6 yıl
sonra Nutuk yazılırken uydurulduğu ileri sürülür…
Yunan Çekilmesi: Yunan ordusunun stratejik bir başarıyla
değil, açlık, susuzluk ve lojistik yetersizlikler nedeniyle Ankara önlerinden
çekildiği iddia edilir…
6. Büyük Taarruz ve İzmir (Ağustos-Eylül 1922)
İngiliz Yardımı: Büyük Taarruz planlarının Mustafa Kemal ve
İngiliz General Townshend tarafından birlikte yapıldığı, Townshend'in taarruz
sırasında Kocatepe'de bulunduğu iddia edilir…
İngilizleri Koruma (Çanakkale Olayı): Taarruz sonrası Türk
ordusunun Çanakkale'de kıstırdığı ve ezip geçebileceği 600 kişilik zayıf
İngiliz birliğine, Mustafa Kemal'in İngilizleri korumak için saldırı emri
vermediği savunulur…
İzmir Yangını: İzmir'in geri alınmasından sonra şehrin
yakılmasının, Rum ve Ermeni nüfusu şehirden kaçmaya zorlamak için Mustafa Kemal
ve Sakallı Nurettin Paşa tarafından planlanan sistematik bir eylem olduğu iddia
edilir…
Yazarın temel iddiası, bu savaşların ve
"devrimlerin" aslında Lozan'da İngilizlere verilen sözlerin birer
parçası olduğu ve modern Türkiye'nin bu "ihanetler" üzerine inşa
edildiğidir…
***
Sunulan kaynaklarda Siyasi Meseleler ve Antlaşmalar, yazar
Yaşar Gören'in resmi tarih anlatısına karşı geliştirdiği revizyonist bakış
açısıyla; meşruiyet tartışmaları, "ihanet" iddiaları ve İngiliz
etkisi bağlamında ele alınmaktadır…
Yazar, Türkiye
Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecindeki hukuki ve siyasi adımları, Osmanlı
İmparatorluğu'nun (Devlet-i Aliyye) tasfiyesi ve İngiliz çıkarlarına hizmet
eden bir "yeni düzen" inşası olarak tanımlar…
Ankara Hükümeti'nin Meşruiyeti ve "Haydut"
Statüsü:
Yazar, 1920'de Ankara'da toplanan Meclis'in ve kurulan
hükümetin hukuki bir temeli olmadığını savunur…
Osmanlı İç Hukuku: 1876 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'na
göre Meclis'i sadece Padişah açabilir ve Meclis İstanbul dışında toplanamaz; bu
nedenle Ankara'daki oluşum bir "askeri darbe" ve "paralel
hükümet" olarak nitelendirilir…
Uluslararası Hukuk: 1648 Westfalya Anlaşması uyarınca,
uluslararası bir konferans tarafından tanınmayan askeri-siyasi oluşumların
"haydut" statüsünde olduğunu ileri sürerek, Ankara yönetimini
"Haydut Ankara Hükümeti" olarak adlandırır…
Sevr Antlaşması: "Bir Proje, Bir İftira"…
Sevr’in hukuki niteliği ve Padişah Vahideddin’in rolü
hakkında resmi tarihten tamamen farklı bir tablo çizer…
İmzasız Bir Metin: Sevr’in Padişah veya Sadrazam Damat Ferit
Paşa tarafından onaylanmadığı, bu nedenle hukuken bir antlaşma değil, sadece
bir "proje" olarak kaldığı vurgulanır…
Siyasi Kullanım: Kemalist rejimin, kendi meşruiyetini
sağlamak ve Padişah'ı "hain" ilan etmek için Sevr'in imzalandığına
dair "kuru bir iftira" uydurduğu iddia edilir…
Atatürk'ün İfadesi: Mustafa Kemal'in Nutuk'ta Sevr'den tam
15 kez "proje" olarak bahsettiği ve bunu Vahideddin’e değil, hükümete
izafe ettiği belirtilir…
Lozan Antlaşması: "Teslimiyet ve Gizli
Taahhütler"…
Lozan, kaynaklarda bir "tapu senedi" değil,
imparatorluğun paylaşılması ve İngiliz hâkimiyetine girilmesi olarak görülür…
Toprak Kayıpları: İmparatorluk topraklarının 10'da 9'unun
(Sudan, Mısır, Arabistan, Suriye, Irak vb.) Lozan'da terk edildiği savunulur…
Devrimlerin Kaynağı: "Atatürk İnkılâpları" olarak
bilinen köklü değişikliklerin (alfabe, şapka, laiklik vb.) aslında Lozan'da
İngilizlere verilmiş gizli sözlerin yerine getirilmesi olduğu iddia edilir…
Hayim Nahum’un Rolü: Yahudi Hahambaşı Hayim Nahum’un
Lozan’da İsmet Paşa’ya danışmanlık yaparak, İngilizlerin "Hilafeti
kaldırın, bağımsızlığınızı tanıyalım" şartını Ankara’ya kabul ettirdiği
ileri sürülür…
Mudanya: Bu mütarekenin, Çanakkale ve İstanbul'da
kıstırılmış olan İngiliz ordusunu yok edilmekten kurtarmak için yapıldığı iddia
edilir…
İngiliz General
Harington'un "İstediğimiz her şeyi aldık" dediği aktarılır…
Musul ve Kerkük'ün, Milletler Cemiyeti komisyonu Türkiye
lehine rapor vermesine rağmen, İngiliz blöfleri ve Şeyh Sait İsyanı gibi iç
karışıklıklar bahane edilerek 500 bin sterline İngiltere'ye satıldığı
savunulur…
Yazarın temel iddiası, bu antlaşmaların ve siyasi hamlelerin
modern Türkiye'yi batılı bir yaşam tarzına zorlayarak İslam dünyasından
koparmak ve İngiltere liderliğindeki "Lozan Düzeni"ne eklemlemek için
yapıldığıdır…
***
Yazar Yaşar Gören'in resmi tarihin "kahramanlık"
anlatılarını yıkarak aktörlerin insani zaaflarını, şahsi hırslarını ve
karanlıkta kalmış trajedilerini merkeze alan revizyonist bakış açısıyla ele
alınmaktadır… Yazar, terminolojiyi bir "yön tayini" olarak
tanımlayarak, bu figürleri tanımlarken kullandığı sıfatlarla (terörist, haydut,
mason vb.) yerleşik tarih algısını değiştirmeyi amaçlar…
Kişisel olaylar ve figürler:
Fikriye Hanım: Kaynakta Mustafa Kemal'in "ilk resmi
eşi" olarak tanımlanır ve 1920'de gizli bir dini nikah kıyıldığı iddia
edilir…
Fikriye'nin Çankaya Köşkü'nü çekip çevirdiği, ancak Latife
Hanım'ın gelişiyle uzaklaştırıldığı anlatılır…
Fikriye'nin hamile kaldığı, Mustafa Kemal'in isteğiyle
Münih'e kürtaj ve tedavi bahanesiyle gönderildiği ve geri döndüğünde Çankaya
Köşkü önünde yaver Rusuhi Bey tarafından sırtından vurularak öldürüldüğü ileri
sürülür…
Mezarı ise bilinçli olarak yok edilmiştir…
Latife Hanım'ın Mustafa Kemal'e yönelik ağır eleştirilerine
yer verilir; onu "sahte Napolyon" ve "beceriksiz bir
diplomat" olarak nitelediği iddia edilen mektupları aktarılır…
Vedad Uşaklıgil: Halit Ziya Uşaklıgil’in oğlu olan Vedad'ın
Çankaya Köşkü'nde Mustafa Kemal ile kurduğu yakınlık, Latife Hanım ile
boşanmanın asıl sebebi olarak sunulur…
Vedad'ın daha sonra Arnavutluk'ta şüpheli bir şekilde
intihar ettiği belirtilir…
Tartışmalı Ölümler ve İnfazlar
Ali Şükrü Bey ve Topal Osman: Trabzon Milletvekili Ali Şükrü
Bey'in, Mustafa Kemal'e muhalefeti (özellikle içki yasağı ve hilafet
konularında) nedeniyle Mustafa Kemal'in emriyle Topal Osman tarafından
öldürüldüğü savunulur…
Ardından Topal Osman'ın da susturulmak için kuşatıldığı ve
kafası kesilerek öldürüldüğü anlatılır…
Mustafa Sagir: Hint Hilafet Komitesi delegesi olarak
Ankara'ya gelen Sagir'in, Mustafa Kemal tarafından İngiliz casusu olmakla
suçlanıp idam edildiği; beraberinde getirdiği 30 bin altına ise el konulduğu
iddia edilir…
Halit Paşa: Ardahan Mebusu Halit Paşa'nın, Meclis
koridorunda Mustafa Kemal'in silahşorları (Kel Ali ve Rauf Bey) tarafından
vurulduğu ve kasten yanlış tedavi edilerek ölmesine göz yumulduğu ileri
sürülür…
Manevi Evlatlar ve İdeolojik Figürler
Zehra Aylin: Atatürk'ün ilk manevi evlatlarından biri olup,
Londra'dan dönerken Fransa'da trenden düşerek (veya atılarak) şüpheli şekilde
öldüğü, mezarının ise Fikriye Hanım'ınki gibi kayıp olduğu belirtilir…
Afet İnan: Atatürk'e "safra kesesinden daha yakın"
bir isim olarak tanımlanır…
Türk Tarih Tezi ve "kafatası ölçümü" çalışmalarının merkezinde yer aldığı; Mimar
Sinan'ın kafatasının bile bu amaçla mezardan çıkarıldığı anlatılır…
Moiz Kohen (Tekin Alp): Kemalizm'in ideolojik temellerini
atan aslen Yahudi bir figür olarak tanıtılır… "Araplar bizi arkadan
vurdu" gibi söylemlerin ve Türk Tarih Tezi'nin asıl mimarı olduğu iddia
edilir…
Şahsi Karakter ve Alışkanlıklar
İçki ve Yaşam Tarzı: Mustafa Kemal'in her gece yarım kilo
rakı içtiği, bu alışkanlığın sağlığını bozduğu ve kararlarını etkilediği
savunulur…
Çankaya Köşkü'nde sarhoşken bir seymenin başının üzerinden
ateş etmesi gibi olaylar "kişilik tahlili" olarak sunulur…
Servet: Mustafa Kemal'in Hindistan yardımları ve Mısır
Hidivi'nin bağışlarıyla "dünyanın en zengin generali" ve Türkiye'nin
en büyük toprak ağası haline geldiği, bu serveti silah arkadaşlarından
esirgediği iddia edilir…
Bu kişisel anlatılar, kitabın genel bağlamında
"statülerin yıkılması" ve kurucu kadronun insani/ahlaki açılardan
sorgulanması işlevini görmektedir…
***
'Black Jumbo' Dosyası ve Sakarya Savaşı Planları
İngiliz İstihbarat Raporu: 20 Ağustos 1921 gecesi, Sakarya
Savaşı'nın başlamasından üç gün önce, İstanbul'daki Müttefik Kuvvetler
Başkomutanı İngiliz Generali Harington, Londra'ya çok gizli ve ayrıntılı bir
telgraf gönderir…
Bu telgrafta, Türk ordusunun Sakarya'daki tüm tümenlerinin
tertiplenme şekli, birliklerin kompozisyonu ve Batı Cephesi Komutanlığı'nın en
son harekât emirleri detaylarıyla yer almaktadır…
Casusun Kimliği İddiası: Yazar, bu kadar üst düzey askeri
sırların (sadece Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa'nın bildiği
bilgilerin) anında İngilizlere ulaşmasını sorgular…
Fevzi ve İsmet Paşaların cephede olduğunu, Mustafa Kemal'in
ise Ankara Garı'nda elinin altında bir telgraf merkeziyle bulunduğunu belirtir…
Yazar, Ankara'dan İstanbul'a sansürden geçmeden bu kadar
uzun metinleri ancak Anadolu Ajansı'nın telgraf merkezinden gönderilebileceğini,
ajansın başında da İngilizcesi mükemmel olan Halide Edip Adıvar'ın bulunduğunu
iddia eder…
Sonuç olarak yazar, "Black Jumbo kod adlı İngiliz ajanı
Mustafa Kemal’in ta kendisidir" iddiasını açıkça dile getirir…
Yazara göre, asıl
casus Mustafa Kemal'dir; ancak o, Hint Hilafet Heyeti delegesi olarak gelen ve
Ankara'nın İngilizlerle savaşmadığını anlayan Mustafa Sagir'i "casus"
ilan ederek ve sahte delillerle idam ettirerek kendi izini örtmüştür…
Halide Edip, bu bağlamda Mustafa Kemal'in İngilizce
tercümanı ve Anadolu Ajansı üzerinden İngiliz istihbaratına bilgi akışını
sağlayan kilit figürlerden biri olarak sunulur…
Yazarın bu konudaki temel tezi, Mustafa Kemal'in
İngilizlerle gizli bir iş birliği içinde olduğu, 'Black Jumbo' kod adıyla kendi
ordusunun planlarını onlara aktardığı ve bu durumun "Kurtuluş Savaşı"
anlatısının sahte bir temel üzerine kurulu olduğunun kanıtı olduğudur…
Bu iddia, kitabın genelindeki "statüleri yıkma" ve
kurucu figürleri "vatan haini" veya "ajan" olarak
nitelendirme amacının bir parçasıdır…
***
Silah Arkadaşlarının
Tasfiyesi
Mustafa Kemal'in
Milli Mücadele'yi birlikte başlattığı çekirdek kadroyu (Amasya Tamimi kadrosu)
siyaseten ve bazen bedenen saf dışı bırakma süreci olarak ele alınmaktadır…
Bu tasfiye hareketi, "Kişisel Olaylar ve Figürler"
bağlamında hem siyasi bir güç mücadelesi hem de derin bir ekonomik ve insani
uçurum üzerinden kurgulanmaktadır…
İktidarın Tekelleşmesi: Yazar, Mustafa Kemal'in 1923
seçimlerinden itibaren "muhalif istemiyorum" diyerek kendisine sadece
sadakat gösterenleri meclise aldığını, bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti
tarihindeki ilk muhalefet partisini olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı 17
Kasım 1924'te; Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele ve
Adnan Adıvar kurmuşlardır…
TCF'nin kuruluşu "hain kafaların eseri" olarak
nitelendirilmiş ve Şeyh Sait İsyanı bahane edilerek Takrir-i Sükun Kanunu ile
kapatılmıştır…
1926'daki İzmir Suikastı girişimi, yazarın anlatımına göre
eski silah arkadaşlarını tamamen tasfiye etmek için bir fırsat olarak
kullanılmıştır…
Paşaların Yargılanması: Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa ve
Refet Bele gibi isimler tutuklanmış; ordunun baskısı ve halkın galeyanı
sonucunda beraat etmişlerse de siyaseten pasifize edilmişlerdir…
İdamlar: İttihatçıların "A Takımı" ve eski Milli
Eğitim Bakanı Şükrü Bey gibi figürler bu süreçte idam edilerek tamamen ortadan
kaldırılmıştır…
Zenginlik vs. Sefalet: Kaynaklarda tasfiye edilen
arkadaşların düştüğü yoksulluk ile Mustafa Kemal’in serveti arasında keskin bir
karşılaştırma yapılır…
Cafer Tayyar Paşa'nın bir odun deposunda kantar memurluğu
yaptığı, Kazım Karabekir’in bahçesinde domates satarak geçindiği ve
çocuklarının ilaç parasını bulamadığı anlatılır…
Buna karşılık Mustafa Kemal, "Türkiye'nin en büyük
toprak ağası ve bankeri" olarak tanımlanır…
Sürgün ve Takip: Rauf Orbay’ın suikast suçlamasıyla kaçtığı
Fransa’da yük gemisi kaptanlığı yaptığı ve Ankara’dan gönderilen
suikastçılardan uyanıklığı sayesinde kurtulduğu iddia edilir…
Karabekir ve Hüseyin Avni Ulaş gibi isimlerin ise "bir
numaralı düşman" olarak 7/24 polis takibi altında tutuldukları belirtilir…
Kişisel Figürlerin Rolü ve Pişmanlık İddiası
Silahşorların Etkisi: "Mutat Zevat" olarak anılan
Kılıç Ali ve Recep Zühdü gibi isimlerin, bu tasfiyelerde tetikçilik ve
muhbirlik yaptıkları, örneğin Karabekir’in anılarını daha matbaadayken toplatıp
yaktıkları ileri sürülür…
Son Saatlerdeki Pişmanlık: Yazar, Cemal Kutay'a atıfla,
Mustafa Kemal'in ölüm döşeğinde eski arkadaşlarını (Rauf, Karabekir, Refet)
özlediğini ve onlarla bir araya gelmek istediğini, ancak komaya girdiği için bu
buluşmanın gerçekleşemediğini iddia eder…
***
Yazarın temel tezi, İngiliz ajan-tarihçi Toynbee'den yaptığı alıntıyla örtüşmektedir: Mustafa Kemal, Türkiye semalarında kendisinden başka parlayan bir yıldız veya bağımsız fikri olan bir arkadaş istemediği için bu tasfiyeleri gerçekleştirmiştir…
