12 Eylül, 2025

NARSİST


 

KİTAP İNCELEMESİ

***

KİTAP ADI: NARSİST

KİTAP YAZARI:  VI KEELAND VE PENELOPE WARD

***

Narsisizm, kişinin kendi bedensel ve zihinsel benliğine karşı duyduğu hayranlık ve bağlılık… 

Kısaca, kişinin kendisine âşık olması şeklinde tanımlanır…

Narsist bireyler, yalnızca kendi isteklerini önemser ve hayranlık duyulmasını bekler…

Empati kurmaz, kibirli olma ve ayrıcalık bekleme gibi karakteristik özellikler gösteren kişilik bozukluğuna sahip kişilerdir…

Narsist kişilerle evlilik, genellikle tek taraflı duygusal deneyimlerle doludur…

Narsist bireyler, eşlerine karşı üstünlük kurma, manipüle etme ve kendilerini merkeze alma eğilimindedir...

İlişkideki kontrolü elinde tutmayı ve eşini kendine bağımlı hale getirmeyi amaçlar…

Empati eksikliği ve duygusal Kopukluk...

Eleştiriye tahammülsüzlük…

Güvensizlik ve kaygı...

Bağımlılık ve Yalnızlık Korkusu...

Onay Arayışı ve Dışsal Doğrulama İhtiyacı, narsislerin zayıf yönleridir…

Narsistler en çok kontrollerini kaybetmekten ve gerçek benliklerinin ortaya çıkmasından korkarlar…

Eleştirilmek ve başarısız olmak onları derinden sarsar…

Terk edilmek narsistler için büyük bir korkudur, çünkü ilgi ve hayranlık kaynağını kaybederler…

***

Bu Kitap, Vi Keeland ve Penelope Ward tarafından yazılan bir roman türünü içermektedir…

Hikâye, Soraya adında, asi ve dışa dönük bir kadın ile Graham Morgan adında, zengin ve kibirli bir iş adamı arasındaki karmaşık ve tutkulu ilişkiyi anlatmaktadır…

Soraya'nın Graham'ın hayatına girmesiyle olaylar gelişir...

Ailevi geçmişlerini ve kişilik çatışmalarını konu alan diyaloglar, ikilinin romantik ve dramatik yolculuğunu anlatır…

Soraya Venedetta ve Graham Morgan'ın, kişisel gelişimleri ve ilişkileri, olay örgüsünü derinden etkileyen temel unsurlardır…

Her iki karakterin de geçmiş problemlerini ve bunlarla başa çıkma yöntemlerini, hikâyenin ilerleyişini, yaşadıkları çatışmaları ve nihayetinde elde ettikleri çözümleri irdeler…

Soraya başlangıçta kendisini dışarıdan sert ve alaycı bir karakter olarak görür...

Hayatındaki zorluklarla başa çıkmak için mizahı ve mesafeli duruşunu bir kalkan olarak kullanır…

Geçmişte babasının ailesini terk etmesi nedeniyle güven sorunları yaşar ve annesinin ölümüyle birlikte kimseyle bağ kurmak istemez, duygusal olarak içine kapanır…

Bu durum onu ilişkilerden kaçınmaya ve insanları kendinden uzaklaştırmaya iter…

Ruh hali kötüleştiğinde saç uçlarını kırmızıya boyaması, iyi hissettiğinde ise maviye boyaması onun içsel durumunun bir göstergesidir…

Graham ile ilişkisi geliştikçe, Soraya onun sert ve bencil tavırlarına meydan okuyarak, Graham'ın ilgisini çeker...

Genevieve'in Graham'ın hayatına tekrar girmesi ve Chloe'nin Graham'ın kızı olduğunun ortaya çıkması, Soraya'nın derinlerde yatan terk edilme korkularını tetikler...

Bu korkular, onu Graham'ı kendinden uzaklaştırmak için ihanet etmeye iter…

Bu, olay ikilinin ayrılığına sebep olur…

Ancak sahilde karşılaştığı üvey anne figürü, bir çocuğun birden fazla ebeveyne sahip olabileceği fikrini ona öğreterek, Chloe hakkındaki düşüncelerini değiştirir…

Ve kendi geçmiş sıkıntılarını farklı bir bakış açısıyla değerlendirmesine yol açar...

Bu bakış açısı, Graham'a olan aşkını kabul etmesine ve ilişkileri için mücadele etme kararı almasına sebep olur…

Saç rengini kırmızıdan maviye çevirerek de Graham'a olan bağlılığını ve her şeyin yolunda olduğunu gösterir…

***

Graham, iş hayatında "narsist" olarak tanımlanan, kontrolcü ve talepkar bir adamdır… Annesinin ölümü ve nişanlısı Genevieve'in en yakın arkadaşıyla onu aldatması, Graham'ı duygusal olarak kapanmaya ve insanlara karşı mesafe koymaya itmiştir...

Ve bu onun bir savunma mekanizması haline gelmiştir…

Hayatında sadece büyükannesine güvenir ve duygusal destek için ona danışır…

Soraya'yı ise en başından beri ilgisini çeken, çözülmesi gereken bir bilmece olarak görür…

Soraya'nın kendisini rahatlıkla eleştirmesi ve ona meydan okuması, Graham'ın hayatına yeni bir soluk getirir ve onun içindeki "iyi" yanı ortaya çıkarmaya başlar…

Graham, Soraya'ya geçmiş problemlerini açarak daha fazla kişisel gelişim gösterir…

Liam'ın ölümü ve Chloe'nin kendi kızı olduğunun ortaya çıkması, Graham'ın hayatta neyin önemli olduğunu sorgulamasına ve babalık sorumluluğunu üstlenmesine yol açar...

Soraya'nın ona "ihanet ettiğini" düşündüğünde, eski kapanık ve öfkeli haline geri dönmesi, geçmiş problemlerinin etkisinin ne kadar derin olduğunu gösterir…

Ancak Soraya'nın gazete köşesindeki yazısını okuyarak onun kendisine aşık olduğunu ve Chloe'nin iyiliği için kendini feda ettiğini anlaması, Graham'ın güvenini geri kazanmasını ve Soraya'yı geri kazanmak için mücadele etmesini sağlar…

Soraya ve Chloe'nin isimlerini vücuduna dövme yaptırması, yeni ailesine olan derin bağlılığının ve geçmiş problemlerinin iyileşmesi sembolü haline gelir…

Graham'ın Soraya'ya duyduğu aşk, onun "ihtiyacım var" deme yeteneğini bile geliştirir ki bu onun için büyük bir duygusal ilerlemedir…

***

Hikâyedeki ana karakterlerin gelişimleri ve karmaşık ilişkileri, olayı doğrudan etkiler…

Soraya'nın cesur ve alaycı tavırları, Graham'ın ilk başta onu "pislik" olarak görmesine rağmen ona anında ve yoğun bir şekilde çekilmesine neden olur…

Bu başlangıçtaki zıtlaşma ve çekim, ilişkinin temelini atar ve hikâyenin ana dinamiklerini oluşturur…

Karakterlerin birbirlerine karşı açılmaları, geçmişlerini paylaşmaları ve birbirlerini zorlamaları, fiziksel çekimin ötesinde derin bir duygusal bağın oluşmasını sağlar…

Graham'ın işkolik yapısı ve Soraya'nın bağlanma korkusu gibi kişisel sorunlar, ilişkilerini test eder ve bu testler olay örgüsünü ilerletir…

Chloe'nin Graham'ın kızı olduğunun ortaya çıkması ve Genevieve'in Graham'ı geri kazanma çabaları, Soraya'nın terk edilme korkularını ve Chloe'nin iyiliği için kendi mutluluğunu feda etme düşüncesini tetikler...

Bu durum, Soraya'nın Graham'ı kendinden uzaklaştırmak amacıyla sahte bir ilişki kurmasına yol açar…

 Bu olay, Graham'ın büyük bir hayal kırıklığı ve öfke yaşamasına neden olarak ikilinin ayrılmasına sebep olur ve hikâyenin ana krizini oluşturur…

Graham'ın Soraya'nın gerçek niyetini yazışmalarını okuyarak anlaması, onun affetme ve yeniden mücadele etme kararı almasına yol açar...

Soraya'nın da Chloe'ye karşı duyduğu sevgi ve Graham'ı kaybetmenin verdiği acı, onun hatasını fark etmesini ve Graham'la barışmak için çabalamasını sağlar...

Bu süreç, her iki karakterin de geçmiş problemlerini aşarak olgunlaşmasını ve gerçek aşkı bulmasını sağlar...

Graham'ın Chloe'yi kabullenmesi ve Soraya'nın da Chloe'yi hayatının bir parçası olarak görmesi, onların sadece romantik bir çift olmaktan çıkıp, yeni ve karmaşık bir aile kurmalarını sağlar…

Graham'ın hem Soraya'nın hem de Chloe'nin ismini dövme yaptırması, onun geçmiş problemlerinden kurtulup sevgi ve bağlılığa açık bir adam haline gelmesinin güçlü bir simgesi olur…

Sonuç olarak, Soraya ve Graham'ın kişisel gelişimleri, özellikle geçmiş problemleriyle yüzleşmeleri, kendilerini ve birbirlerini kabul etmeleri, ilişkilerinin derinliğini ve olay örgüsünün karmaşıklığını belirler…

İlişkilerindeki her bir dönemeç, karakterlerin içsel dünyalarındaki değişimlerle doğrudan bağlantılıdır…

Ve bu değişimler, hikâyenin ilerlemesini sağlayan ana itici güçtür…

10 Eylül, 2025

İTTİHAT VE TERAKKİ


 

 

KİTAP İNCELEMESİ

***

KİTAP ADI: İTTİHAT VE TERAKKİ

KİTAP YAZARI: NECİP FAZIL KISAKÜREK

***

İttihat ve Terakki bahsi, Necip Fazıl Kısakürek'in "Ulu Hakan Abdülhamid Han" isimli eserinden alınmıştır…

Biz de Avrupalılaşma ve Batı usulü bir idareye kavuşma yolunda devlete karşı kurulan ilk gizli cemiyet veya Parti, Abdülaziz devrindeki “genç Osmanlılar” peşinden II. Abdülhamit devrinde “İttihat ve Terakki'dir…

Mısırlı Mustafa Fazıl Paşa ki Mısır üzerindeki ihtiraslarını tatmin edemediği için devlet aleyhine dönmüştü…

Batı hayranı ve memleketteki idare Ali ihtarı bazı saf dilleri etrafına alarak Abdülaziz’e karşı silah diye kullanmış ve sonra padişahla anlaşma yolunu bulur bulmaz bu zavallıları Avrupa'da meteliksiz ve çaresiz kendi hallerine bırakmıştı genç Osmanlılar kadrosundan olan bu saf dillerin arasında Ali Suavi, Namık Kemal, Ziya Paşa tercümanı ahval gazetesini çıkaran Agah Efendi ve daha birkaç şahıs Çırağan vakasında öldürülen Ali Süavi’den sonra Namık Kemal ve Ziya Paşa genç Osmanlıların temsil ettiği espriyi yürütücü iki fert olarak kaldı ve Mithat Paşa himayesi altında mabeyne sokulmak istenmelerine rağmen oyunlarına muvaffak olamadılar…

Ve II. Abdülhamit tarafından memuriyetle sağa ve sola dağıldılar…

Evvelce kısaca işaret ettiğimiz Genç Osmanlıların içlerindeki bir veya iki şahıs müstesna bir inkılâp ve ihtilal Cemiyeti olarak bundan fazla bahsedilmeye değeri yoktur…

İnkılâp ve ihtilal Cemiyeti olarak üzerinde durulmaya değer tek teşekkül İttihat ve Terakkidir…

Neticede:

II. Abdülhamit'i düşürmeye karar veren İttihat ve terakkiyi başlangıçta çocuk oyuncağı olarak tıbbiyeliler kurdu…

1889 yılı mayıs ayının 21 günü Makedonyalı İbrahim Temo, Arapkirli Abdullah Cevdet, Diyarbakırlı İshak Sükuti Kafkasyalı Mehmet Reşit ve Bakülü Hüseyin zade Ali ayrıca Konyalı Hikmet Emin ve İsmail İbrahim isimli iki kurucu daha var…

Cemiyetin ilk ismi ittihadı Osmanî idi…

Sapa bir köşede üç beş çocuğun bir araya gelip ihtilalcilik oynarcasına kurdukları bu cemiyet bildiğimiz meşhur komitenin İlk çekirdeğidir…

O sırada sahte Kahramanlar serisinin başlıca tiplerinden ileride Mebusan ve Ayan reisi meşhur Ahmet Rıza Bursa Ziraat Mektebi müdürüdür…

İşi gücü Bursa'nın Nilüfer isimli gazetesinde ilmi yazılar yazarak II. Abdülhamit'i methetmektir…

Bu tavrına mükâfat olarak 1889 Paris sergisini tetkike gönderilmiştir…

Ahmet Rıza Paris'e gider gitmez maskesini düşürmüş ve oradan Sultan'a ıslahat planları göndermeye ve ihtarlar çekmeye başlar…

Maksadı Sadece menfaat sızdırmak değildir…

Muhalefet bayrağını açarak, II. Abdülhamit aleyhindeki cereyanları desteklemek, hatta onların başına geçmektir…

Konumuz Ahmet Rıza’ya sahifeler ayırmaya müsait olmadığı için onun iç yüzünü göstermekte birer kimya(turnusol) kâğıdı olan mektuplarını burada belirtemiyoruz…

Vaktiyle “Büyük Doğu” dergisinde bazı numunelerini neşrettiğimiz bu mektuplar Ahmet Rıza'nın ne türlü bir hürriyet ve muhalefet esnafı olduğunu Baştan ayağa nefsanî ihtirastan ibaret bulunduğunu ve mevki menfaat kaygısından başka bir şey düşünmediğini apaçık ilan eder…

İşte bizim tıbbiyeliler aralarında meşhur din düşmanı Abdullah Cevdet ki Dr. Düzin’in “İslamiyet tarihi” isimli küfür eserini tercüme ederek birkaç bedbahtın intihar etmesine sebep olmuştur…

Faaliyetlerini duydukları Ahmet Rıza’ya başvurarak cemiyetlerini temsil için ricada bulunuyorlar…

Cemiyetin her üyesi yıllarca devam ettirdiği “İçtihat” isimli mecmuada yalnız İslam düşmanlığı yapmış ve çiçek bozuğu suratı gönül şairi tarafından o suretten “Hayayı destihak tırnakla yırtmıştır” diye anılan Abdullah Cevdet'in birer taslağı iken Ahmet rızada tam bu seciyenin adamıdır…

Ve filozof o güz kontun pozitivizm müspet akılcılık mesleğine bağlıdır…

Teklifi memnuniyetle kabul ediyor ve pozitivizmanın Remzi olan Nizam ve Terakki klişesini ele alarak onu aynı ile cemiyete ad olarak teklif ediyor…

Tıbbiyeliler bu klişenin yalnız ikinci mefhumunu benimseyip kendi ilk kelimelerine ekliyorlar ve böylece “İttihat ve Terakki” artık değişmeyecek olan ismiyle de meydana çıkmış oluyor…

İbrahim Temo'nun hatıralarına göre cemiyet kurulur kurulmaz kadrosuna birkaç kişi daha katılıyor, bunlardan Ali Rüştü isimli bir sarıklı Hoca Reis Şerafettin, kâtip Asaf Derviş muhasip seçiliyor ve bir İncir Ağacı altındaki Bu toplantıya Necmettin Arif de katılıyor…

Kısa bir zaman sonra aralarına Mikail Oseb isimli bir Ermeni ve bir iki Türk’ünde iltihak ettiği cemiyet hemen II. Abdülhamit'in haber alma servisince keşfediliyor ve bağlılarından bir kaçı askeri mahkemeye veriliyor…

Fakat II. Abdülhamit'in biricik zaaf ve kusuru olan af tabiatı sayesinde burunları kanamadan kurtuluyorlar…

Fakat tesiri yeraltından her tarafı dolaşıyor…

İstanbul'dan İzmir'e sıçrıyor oradan kendisine yardım olarak “hizmet” ve “ahenk” isimli iki gazete ve bazı Aydın geçinenlerden oldukça geniş bir muhit buluyor…

Ahmet Rıza da Paris'te “meşveret” gazetesini kurarak II. Abdülhamit idaresine karşı düşmanlığı Körükleyip duruyor…

Böylece Devri Hamit'i de İttihat ve Terakki Cemiyeti belli başlı bir organizma halinde olmasa da yarım veya çeyrek aydınların gönüllerinde yer buluyor…

İttihat ve Terakki, büyük mütefekkirden mahrum bir cemiyette rehbersiz ve kılavuzsuz batıya kapılmaktan başka çare bulamayan yarı aydınların ruhuna kolayca nüfuz eder…

Fakat maddi kuruluş çerçevesinde sönmeye doğru giderken dava bazı devlet memurlarına ve askeri şahıslara sıçradı, beklenmedik bir anda kendisine bir sürü taraftar buldu ve yıldız içinde bile bazı ajanlar temin etti…

Beyoğlu'nda yüksek kaldırım başındaki Mevlevi tekkesi şeyhine kadar kazandılar…

Ve bu tarikata bağlı bulunan Veliaht Reşat Efendi'ye gözlerini diktiler…

1897 senesi ortalarında Reşat Efendi lehine II. Abdülhamit'i tahttan düşürmeyi tasarladılar…

Vaziyeti Paris'teki Ahmet Rıza Bey'e yazdılar ve ondan gelen menfi tavır üzerine apışıp kaldılar…

Ahmet Rıza’yı cemiyetten çıkarma kararını verdiler…

Tez zamanda hazırlıkları Yıldız tarafından öğrenildi…

Merkezdeki bütün üyeler yakalandı ve şeyhi hocası askeri paşası memuru ve talebesi ile birlikte çeşitli Sürgün mıntıkalarına gönderildi…

Bunun üzerine de İstanbul'daki Merkez çözülüp gitti…

Romanya’ya kaçmış bulunan İbrahim Temo şubeler açtı ve merkezde sönmeye başlayan yangının muhitte ve hususi ile Rumeli’nde alev almasını sağlayanların ilki oldu…

İttihat ve Terakki'nin sadece öz kökünü kaybetmiş, İslam'dan sıyrılmış, öz nefsini İnkâr etme pahasına batıya yönelmiş ve bütün iç muhasebeleri bundan ibaret kalmış insanlardan kurulu olduğuna, İslam'ın kuduz düşmanı Abdullah Cevdet’ten sonra hemen hepsi birer canlı şahittir…

Bu en ehemmiyetli noktayı İbrahim temo'nun bir mektubu bağıra bağıra ilan eder…

Ahmet Rıza Bey “ben dinsizim” demiş, hâşâ o adam dinsiz değildir…

Çünkü “din, iman” demek bir şeye inanmaktır…

Zaten iman inanmaktır…

Ahmet Rıza’da o güç komutun mesleğine inanmış, demek ki imanı var…

Cemiyetin İstanbul'da çözülüşünden sonra bütün faaliyet Paris ve biraz daha küçük çaplarda İsviçre ve Mısır'da kümelendi…

Ve bunlar İttihat ve Terakki'ye karşılık olarak “Jön Türkler” şekilde buluştular…

Ve İstanbul'da padişaha yapılacak bir suikastı planlamaya koyuldular…

II. Abdülhamit'i devirmek pahasına Türk'e ve Türklüğe düşman uyuşmayacakları hiçbir zümre yoktu…

Uyuşma teşebbüsüne aracılık eden Ermeni’nin ismi Zarifyan’dı fakat daima olduğu gibi aralarında çıkan bir anlaşmazlık yüzünden herhangi bir harekete girişemediler…

Ve kendilerine bomba verecek olan Ermenileri yalnız bıraktılar…

Osmanlı ihtilal fırkasının icra komitesi “ya hak, ya ölüm” nidasıyla biten bir beyanname neşretti…

Bu beyannamenin ilk satırları şunlardır:

Osmanlılar biliniz ki kudurmuş bir köpeği öldürmek farzdır…

İşte bu güne kadar kan dökmekten sakınmış olan Osmanlı ihtilal Fırkası artık zalimlerin haddini silahla bildirmeye ve masumların intikamını almaya iyice karar verdi…

Fakat bu kahramanlarda serhafiye diye sıfatlandırdıkları Ahmet Celaleddin Paşa marifetiyle kazanılırlar ve aldıkları paracıklara karşılık atıp tutmalarından vazgeçerler; ama Avrupa'daki Hem para hem de heyecan ticaretine vesile olan Jön Türk faaliyeti sona ermez…

Yüzlerce katılmalar ve sayısız yayınlarla boyuna genişler…

Nihayet Paris Kongresi ve arkasından İttihat ve Terakki ismiyle Selanik'te merkezîleşir…

Enver’ini, Niyazi’sini Talat’ını oralarda bulur ve Neticede her şey orada patlak verir…

İttihat ve Terakki ve Jön Türkler; Mason, Yahudi, kozmopolit, Emperyalist ve memleketi içinden zehirleyici her türlü cereyanın kuklalaştırdığı sahte aydınlar zümresinden ilk defa olarak bir aksiyon ocağı halinde kurulmuş, öyle bir kalıplaşmadır ki kendisinden evvelki ve sonraki bütün teşekküllerin satıh üstü anlayış ve ters gidiş yarını heykelleştirir…

Ve Türk tarihinin en büyük mazlumu II. Abdülhamit Han düşmanlığına yalancı tarafından ilk siyasi fikri ve ilmi zemini kurar…

Bu sahtekârlığını da nesiller boyunca yürütür…

Ve hakikat diye yutturur…

Başlı başına bir mevzu ve mesele belirten İttihat ve Terakki, II. Abdülhamit cephesinden gerek düzelticiye karşı batı simsarları elindeki vatanı manada ve maddede çürütmeye memur sahte inkılâpçılık tezgâhından başka bir şey değildi…


06 Eylül, 2025

PEYGAMBER ENOK'UN KİTABI


 

KİTAP İNCELEMESİ

***

KİTAP ADI: PEYGAMBER ENOK'UN KİTABI

KİTAP YAZARI: PEYGAMBER ENOK

***

Enok’un Kitabı, Nuh’un büyük büyükbabası Enok tarafından yazıldığı düşünülen bir kitaptır…

Dinler tarihi açısından büyük bir gizemin cevaplanmamış karşılığıdır…

Enok'un kitabı İsmi Tevrat ve İncil'de Enok (Hanok) Kuran'da İdris Peygamber olarak zikredilir…

Kitap, Enok’un dünya üzerindeki yolculuğundan, Nuh Tufanı’ndan, insanları gözetmek için gönderilen ilk meleklerin düşüşünden (Cennet'ten uzaklaştırılan melekler), dünyanın kozmolojik yapısı, kehanetler ve ahlaki öğretiler gibi çeşitli konuları kapsamaktadır…

İblis ve yaratıkların kökeninden bahseder…

1500 yıldır kayıp olan bu kutsal kitap, 1772 yılında James Bruce tarafından bir Habeş manastırında bulunmuştur…

Hem Hıristiyanlar hem de Yahudiler neden bu kitabı ortadan kaldırmak istedi?

Kitaptaki çeşitli atıflar dini çevreleri rahatsız etmiş ve daha sonra I. Konstantin hükümeti tarafından “saptırıcı” olduğu sebebi ile kutsal metinler külliyatından çıkarılmış ve kaybettirilmiştir…

***

Yahudi mistisizmindeki ve erken Hıristiyan teolojisindeki önemine, Apokrif (gizli) olarak kabul edilme nedenlerine, ölü deniz yazmaları ile olan bağlantısına ve Masonluk gibi ezoterik akımlarla ilişkisine ışık tutmaktadır…

Ayrıca Enok figürünün Mezopotamya mitolojisi, Mısır Tanrısı Thoth ve İslam'daki Hz. İdris gibi farklı kültürel ve dini figürlerle olan bağlantıları da açıklanmaktadır…

Enoch Kitabı'nın kökenleri oldukça karmaşıktır…

Kitabın ne zaman yazıldığı tam olarak bilinmemekle birlikte, yapılan araştırmalar bir defada yazılmadığını, uzun yıllar içinde değişime uğradığını ve birkaç yazar tarafından eklemeler yapıldığını göstermektedir…

Masonlukta da Enok'un özel bir yeri vardır…

Tufan öncesi gizli bilgileri iki sütun üzerine yazarak saklaması ve bu bilginin Süleyman Tapınağı altındaki mahzenle bağlantısı gibi efsanelerle anılır…

***

Kitap beş ana kitaptan oluşmaktadır…

1.Kitap:

İnsanoğulları çoğalınca güzel kızları gören meleklerin onlara arzu duyması ve insanlarla birleşerek Nephilim denen devleri doğurmasını anlatır…

 Bu melekler, insanlara kılıç, bıçak, kalkan, zırh yapmayı, metal işçiliklerini, büyüler ve bitkilerle ilgili bilgileri, astroloji, takımyıldızları, bulut ve toprak bilgileri gibi "yasak" ilim ve sanatları öğretmişlerdir…

Bu durum, dünyada kötülüğün artmasına, cinayet, zina ve yozlaşmaya neden olmuştur… 

Kitapta Baş melekler Mikail, Cebrail, Rafael, Suryal ve Uriel'in bu durumu görüp Allah'a şikâyet etmeleri ve Allah’ın tufanla dünyayı temizleme kararı anlatılır...

Ayrıca, düşmüş meleklerin cennetten uzaklaştırılarak cezalandırılması, zincirlenmeleri ve büyük yargı gününe kadar bekletilmeleri detaylandırılır…

Bu bölümde Enok'un rüya vizyonları ve göksel yolculukları da yer alır…

2.Kitap:

Kötülerin yargılanması, adillerin evi, dört baş melek, Ruhların Tanrısı, bilgelik mekânı ve evrenin diğer gizemleri gibi konuları içerir...

Bu bölüm, İnsan Oğlu figürü, onun yargılama yetkisi, kralları ve yöneticileri tahtlarından indirmesi gibi kehanetlere odaklanır...

Ayrıca diriliş, metal dağlar, derin vadideki yargılama, seçilmişlerin ve cennetin ölçümü gibi son konuları işler…

3.Kitap:

Ay'ın ve Güneş'in ışığı, on iki ruh ve geçitler, dört yön, on iki dağ ve ırmaklar gibi kozmolojik ve astronomik bilgilere yer verir...

Güneş ve Ay'ın hareketleri, devirleri ve göklerin yasaları detaylı bir şekilde açıklanır…

Evrenin düzeninde hata yapmanın büyük günah olduğu belirtilir...

4.Kitap:

Sel olaylarını, hayvanların kıyameti ve beyaz gök varlıkları gibi sembolik anlatımları içerir…

Nuh Tufanı olayını farklı bir varyasyonda hayvan benzetmeleriyle anlatır…

5. Kitap: Enok ve oğulları, haftalar vahyi, Enok'un adillere öğütte bulunması, günahkârların, yöneticilerin ve zenginlerin sonu, tüm günahkârların son yargılaması ve Nuh'un Kitabı'ndan bir parça içerir…

Bu bölüm, adalet, yargı ve iyi ile kötünün kaderi üzerine öğütler ve kehanetler sunar...

Kitap, Yahudi mistisizminin temel taşlarından biri olup, kötülüğün doğuşu ve düşmüş meleklerle ilişkisi üzerinde duran mistik öğretiler içerir...

Ölü Deniz Yazmaları'nı bulunduran topluluğun öğretileriyle benzerlik göstererek, aydınlık-karanlık, iyi-kötü karşıtlığına önemli bir yer verir…

***

Kitap, Kutsal Kitap'ın birçok yeri için alıntı yapılmış ve bazı kitaplara esin kaynağı olmuştur…

Enoch Kitabı, ortaçağ boyunca Yahudi gizeminin en önemli çalışma öğelerinden biri olmuştur…

Özellikle Enok'un göğe yükselme motifi Kabala çalışmaları için de çok önemli hale gelmiştir… Masonluk gibi içedönük ekollerde de özel bir yeri olduğu belirtilir…

MS 1. yüzyıla tarihlenen "Sirach'ın Kitabı" ile Kıpti yazıları, Enoch Kitabı'na benzer bir kozmoloji anlayışı sunar…

Bu benzer metinler, kitabın içeriğinin farklı coğrafyalarda ve dönemlerde nasıl yorumlandığını ve adapte edildiğini gösterir...

Kitabın içeriğindeki cennetten kovulmuş melekler ve İnsana benzer yaratıklar gibi konular, hem dini hem de bilimsel çevrelerde çeşitli tartışmalara yol açmıştır…

Örneğin, Daniken gibi yazarlar Nefilim'i(insana benzer yaratıklar) uzaylı varlıklarla ilişkilendirirken, Graves ve Patai gibi araştırmacılar daha akılcı bir yaklaşımla, bunları uzun boylu Yahudi çobanları ile Kenanlı çiftçiler arasındaki evlilikler ve mitolojik anlatımlarla açıklamaya çalışmışlardır...

Enoch Kitabı, kökenleri itibarıyla farklı dönemlerde farklı yazarlar tarafından eklemelerle oluşmuş, zengin ve karmaşık bir metindir…

İçeriği, Yahudi mistisizmi, kozmoloji, bitiş ve ahlaki öğretiler etrafında şekillenirken, zaman içindeki değişimi, hem dini konulardan dışlanmasına hem de farklı inanç sistemleri ve gizlenmiş ekoller üzerinde derin bir etki bırakmasına yol açmıştır…

01 Eylül, 2025

HATIRALAR


KİTAP İNCELEMESİ

***

KİTAP ADI: HATIRALAR

KİTAP YAZARI: ROGER GARAUDY

***

Kitap,  öncelikle Roger Garaudy'nin biyografi anlatımından oluşmaktadır…

Roger Garaudy, 1913 yılında Marsilya'da doğdu…

 Sorbonne Üniversitesi'nden edebiyat alanında (1952) ve SSCB Bilimler Akademisi'nden bilim dalında (1954) doktora unvanları aldı...

Marksist İnceleme ve Araştırmalar Merkezi müdürlüğü yaptı...

Babası ateist görüşe sahipti…

Bir ara kimlik arayışına yöneldi…

Anne ve Babasının kökenlerini inceleyince, kendi kökeni için "iki taraftan da barbar" ifadesini kullanmıştır…

Bu anlatılar, Garaudy'nin çocukluk ve gençlik yıllarından başlayarak, felsefi ve politik evrimini kronolojik olarak ele almaktadır…

Onun Marksizm'e olan bağlılığını, bu ideolojiyle olan çelişkilerini ve ayrılığını, ayrıca Hıristiyanlık ve İslam gibi dinlere olan ilgisini ve bu dinlerle olan diyalog arayışını gözler önüne sermektedir...

 Garaudy'nin siyasi eylemciliği, parlamenter kariyeri, sanat ve kültür üzerine düşünceleri ile eleştirel bakış açısı da bu parçalarda belirginleşmektedir…

Özellikle Siyonizm eleştirisi ve bunun yol açtığı medyatik dışlanma gibi kişisel deneyimler, metinde önemli bir yer tutmaktadır…

Roger Garaudy'nin, hayatını felsefi ve siyasi evrimini karmaşık ve çok yönlü bir şekilde şekillendirmiştir…

20. yüzyılın önde gelen düşünürlerinden biri olarak, hayatı boyunca sürekli bir arayış ve sorgulama içinde olmuştur…

1920'lerdeki grevler ve yoksulluk ortamında, Marsilya Komünist Gençlik Kolu'na katıldı ve 37 yıl boyunca partide kaldı…

Fransız Parlamentosu'nda milletvekili, Millet Meclisi Başkan Yardımcısı, Milli Eğitim Komisyonu Üyesi ve Senatör olarak görev yaptı…

Stalin'in felsefi hatalarını ve yol açtığı siyasi cinayetleri analiz eden ilk komünist entelektüel ve yönetici oldu…

İmanı, imkânsızın tasdiki ve tarihin bütün imkânlara açılışı olarak tanımladı…

Ortaya atmış olduğu görüşler yüzünden 1968 yılında komünist partisinden ihraç edildi…

Sanatın, insanın doğayla ve Tanrı ile yeni bir ilişki arayışının bir ifadesi olduğuna inandı…

Batının ekonomik büyüme modelini sadece sayısal bir gösterge olarak eleştirerek, felaketleri de "aktife geçirdiğini" savundu…

"Bilim ve teknik bütün sorunlarımıza cevap verebilir" fikrini eleştirdi…

Bütün kanunların üstünde bir Kanun olabileceğini savundu.

Cezayir kurtuluş savaşındaki araştırmaları, Allah'a kayıtsız şartsız bağlılık yönlerini anlamasını sağladı…

 İslam'ı, Allah’ın ayeti olarak, Hz. İbrahim'den Hz. Muhammed'e uzanan mesajın sürekliliği içinde gördü…

"Dinde zorlama yoktur" ayetine vurgu yaparak, zoraki İslamlaştırmaya ve şeriatın sadece ceza hükümlerine indirgenmesine karşı çıktı...

Şeriat'ı, Kuran’ın ilkeleri ışığında 21. yüzyılın gereklerine cevap verecek şekilde yorumlamanın önemini savundu…

Siyonizm’i de sömürgeciliğide ırkçılık olarak tanımlayarak, Filistin halkının direnişini savundu…

Bu tutumu nedeniyle büyük yayınevlerinden dışlandı ve Yahudi düşmanı (anti-semitizm) olarak damgalandı…

Üçüncü Dünya ülkelerinin kalkınması, askeri harcamalar, nükleer enerji ve çevresel sorunlar gibi konularda radikal çözümler önerdi…

İnsan hayatının temel kanunu olarak "aşkı/sevgiyi" gördü…

Ölümü bir dram değil, bir tamamlanış olarak; ebediyete taşıyan bir projenin ve dünyayla dolu bir hayatın genişlemesi olarak gördü.

Dirilişin her gün gerçekleştiğini ve insanların kendilerini ve başkalarını aşarak sürekli yeniden doğduğunu savundu…

Geleceğin Sezar'lara ve Napolyon'lara değil, ermişlere ve şairlere ihtiyacı olduğunu belirtti…

Roger Garaudy'nin yaşamı, dogmatik ideolojilerden bireysel vicdan ve evrensel değerlere doğru, sürekli bir felsefi ve siyasi arayışın hikâyesidir…

Bu yolculukta Marksizm'i, Hıristiyanlığı ve İslam'ı kendi içgüdüleri ve deneyimleri doğrultusunda yorumlayarak, Batı'nın hâkim kültürel ve ekonomik modellerine meydan okudu ve farklı medeniyetler arasında bir diyalog ve dayanışma inşa etmeye çalıştı…

Garaudy, Batı medeniyetinin en temel sorununu fizik ötesi ve ilahi olanla (Allah ile) bağının kopmasından kaynaklandığını belirtir…

Batı dünyasının artık sadece tanrıtanımaz olmakla kalmayıp, "para, seks ve iktidarın" eski dinlerin tahtına oturarak mutlak değerler haline geldiği çoktanrıcı bir yapıya büründüğünü ifade etmiştir…

Garaudy, Allah'ın bulunmadığı vahşi ekonomik usul ve uygulamaları, milliyetçilikle, bloklara ve terör dengelerine dayanan siyasetleri ve köken ile gayeler hakkındaki sorulara cevap vermekten aciz, sadece kudret hırsına sahip bir "bilimciliği" reddetmiştir…

Ona göre, Hıristiyanlık da uzun zamandır ekonomi, sosyal hayat, uluslararası ilişkiler ve Üçüncü Dünya ile ilişkiler gibi konularda topluma yön veremez hale gelmiştir…

Zengin ülkelerin büyümesinin, Üçüncü Dünya ülkelerine günde bir Hiroşima'ya denk sayıda ölüme mal olduğunu vurgulamıştır…

ABD'nin silah satışları gibi ihracat gelirlerini ve IMF, Dünya Bankası gibi Batı hegemonyasındaki kuruluşları kınamıştır…

Doların küresel hâkimiyetine karşı, değiş tokuş siyaseti önermiştir...

***

"Ben İslam'a bir kolumun altında Kitab-ı Mukaddes, diğer kolumun altında Marks'ın Kapital'i ile geldim...

İkisini de bırakmamaya kararlıydım...

Bu noktaya nasıl geldim?

Yani, İslam'a en yüce bağlılıkla bağlanıp sarılmak, Karar mı, kopuş mu?

1982 Mart ayına gelinceye kadar, İslam hakkında şahsi tecrübemle tanıdığım nedir?

Az bir şey…

"Kitabi" diye bağırdı, dinleyicilerden biri…

Tamamen haksız sayılmazdı…

Bu İslam'la yaşadığım ilk hayati şoktu…

Ezenlere karşı öfke duydum...

Fakat bu öfkenin gereğini yerine getirmedim, çünkü ben ezenlerin tarafındaydım...

Çölün kamaştırmadığı bir bakış, böyle bir bakışı geleceğe yöneltebilecek miyim?

İlk defa geçmişimin muhasebesini alenen, yani bu "Çağın Bir Çocuğunun İtirafları "nı yaparken, benim ve alınyazımın tek ve aynı şey olduğuna kendimi inandırmak istemedim mi?

İslam, Hz. Muhammed'in tebliğiyle doğmuş yeni bir din değildir…

Allah, kendisine şöyle demesini buyurur: "Ben peygamberler arasında bir ilk değilim " (Ahkaf, 46/9)…

Kur'an, Hz. İbrahim'in inananların babası olduğunu söyler…

Hz. Musa, Hz. İsa, Hz.Muhammed, aynı Allah'ın elçileridir…

Hayatımın bir muhasebesini yapmak için uzun bir "inziva" ya çekiliyorum…

İlk önce Kur'an'ı derinlemesine yeniden düşünmeye yöneliş…

Yüce Allah'ın yakınlarına kadar yükselerek bütün göklerin bütün katlarını dolaşır…

Mucize heveslileri, bunu bir rüya değil de mucizevî bir seyahat olarak değerlendirmek maksadıyla, Hz. Peygamber'in Mekke'den Kudüs'e "Gece Yolculuğu" ile ilgili ilk ayet hakkındaki tefsirleri toplayıp yığdılar…

Nitekim bu sure Dante'ye, onun dini destanı olan İlahi Komedya'sını ilham etmiştir…

Miraç, her ibadetin ruhudur…

Çünkü o an, eylemlerimizin her birini ferdin bakış açısı olmayan bir bakış açısı gündelik meşguliyetlerden kurtulunduğu andır...

Cenevre'de, 2 Temmuz 1982'de, imam Buzuzu'nun önünde Müslümanlığa girişin anahtarı olan "Allah 'tan başka ilah yoktur ve Hz. Muhammed O 'n un elçisidir" kelime-i tevhidini söylediğimde demek ki, kendimi bu karara tamamıyla hazır ve bunun bütün sorumluluğunu üstlenecek durumda hissediyorum…

O gün, hem iç tedirginliği veren bir kopuş, hem de sükûnet verici bir bağlanış duygusu içindeyim…

***

Kitapta yazar, tüm Müslüman ülkeleri kaleme alarak, haklarında görüşlerini belirtmiştir…

Türkiye’deki Müslüman Türk cemaatlerinin davetini sevinçle kabul ediyorum…

Çünkü İslam'ın camilerdeki taşa işlenmiş mesajını, gözlerimle tekrar okumayı arzuluyorum…