
KİTAP İNCELEMESİ
***
KİTAP ADI: EFENDİ 1
KİTAP YAZARI: SONER YALÇIN
***
Kitap, İzmir ile Selanik'in önde gelen ailelerinin (Evliya
zadeler, Uşak zadeler, Yemişçi zadeler vb.) karmaşık ilişkileri ve Osmanlı'nın
son dönemi ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarındaki siyasi hayattaki
rollerini anlatmaktadır…
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) kuruluşu, faaliyetleri
ve önemli üyeleri olan Doktor Nazım, Talat Paşa ve diğer askeri-sivil
kadroların hikayelerine odaklanarak, bu ailelerin ve İttihatçıların Masonluk,
Sabetaycılık ve Türk milliyetçiliğinin yükselişindeki etkileşimlerini
incelemektedir…
Ayrıca, Adnan Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu gibi cumhuriyet
dönemi siyasetçilerinin kökenleri ve 27 Mayıs Darbesi gibi kritik olaylar
üzerinden, Türkiye'nin siyasal ve ekonomik dönüşüm süreçlerini
detaylandırmaktadır…
İzmir'deki ticaret yaşamının yabancı şirketler ve
Levantenler (Fransız-İtalyan kökenli Katoliklerdir...) üzerindeki etkisi ve
Varlık Vergisi gibi azınlıkları etkileyen politikalar da ele alınmaktadır…
***
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemleri ile Türkiye
Cumhuriyeti'nin kuruluşu arasındaki süreç, imparatorluğun yıkılışını engelleme
ve yeni bir ulus-devlet inşa etme çabaları etrafında şekillenen yoğun ideolojik
çatışmalarla doludur…
Bu çatışmalar, büyük ölçüde İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin
(İTC) bünyesinde başlayıp Cumhuriyet dönemine taşınmıştır…
Bu dönemin temel ideolojik çatışmaları ve ayrışma noktaları
şunlardır:
Mutlakiyet (İstibdat) ve Meşrutiyet (Anayasacılık)
Çatışması…
Bu, dönemin en belirgin siyasi çatışmasıdır ve II.
Abdülhamid'in baskıcı yönetimi (İstibdat) karşısında, Kanun-i Esasi'nin
(Anayasa) yeniden yürürlüğe konulması talebiyle ortaya çıkmıştır…
İttihatçıların temel kurtuluş reçetesi, Anayasa'yı zorla
ilan ettirmekti…
Jön Türkler, tüm sorunların Anayasa'nın ilanıyla biteceğine
inanıyorlardı…
Bu çatışma, II. Abdülhamid'i Anayasa'yı yeniden ilan etmeye
mecbur eden 1908 "Temmuz devrimi" ile sonuçlandı…
Osmanlıcılık, Türkçülük ve Ayrılıkçı Milliyetçilik Akımları
İmparatorluğun varlığını sürdürme çabası, farklı ulusal kimlik arayışlarıyla
kesişmiştir…
Başlangıçta Jön Türk hareketinin hedefi, tüm Osmanlı
tebaasını (Müslüman, Yahudi, Rum, Ermeni) dil, din, ırk ayrımı yapmadan
birleştiren "Osmanlıcılık" ideolojisini benimsemekti…
Örneğin İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC)'nin yayın
organı Meşveret ‘in kadrosunda Yahudi ve Rum aydınlar vardı ve gazetenin
politikası "İslamist" değil, "Osmanist"ti…
Özellikle Balkan Savaşları sırasında Selanik'in kaybedilmesi
ve toprak kayıplarının sürmesi, "Osmanlıcılık" fikrinin rafa
kalkmasına ve "Türk ulusçuluğunun" doğmasına neden oldu… Bazı
İttihatçılar başlangıçta Türkçülüğe şiddetle karşı çıkmış, bunu
"ihanet" olarak görmüşlerdi…
Ancak 1913 Babıali Başkanı’ndan sonra, İttihatçılar devletin
varlığını korumak için "Türk ulusçuluğu" ve "milli
burjuvazi" oluşturma yolunu seçtiler…
II. Abdülhamid döneminde (özellikle Almanya'nın Doğu
stratejisine paralel olarak) Panislamizm politikaları da yürütülmüştür…
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC)'nin de başlangıçta
yayın organı için "İttihadı İslam" adını kullanma isteği vardı, ancak
birçok kişi buna karşı çıkmıştı…
Merkezileşme ve Ademimerkeziyet İttihat ve Terakki
Cemiyeti'nin (İTC) içindeki en önemli ideolojik ayrışmalardan biri, devletin
idari yapısı üzerindeydi...
Bu, 1902 Paris Kongresi'nde belirginleşti…
Merkezci Grup federatif bir sistemin Osmanlı'nın bölünme
sürecini hızlandıracağını düşünerek ademimerkeziyete karşı çıktı…
Ademi merkeziyetçi Grup Anglosakson toplumlarından
etkilenerek, sistemi değiştirmek ve öncelikle ademimerkeziyete geçilmesi
gerektiğini, ayrıca şahsi teşebbüsün önünün açılmasını savundu...
Dinsel Gericilik (İrtica) ve Modernite/Laiklik İTC'nin
getirdiği modernleşme ve özgürlük ortamına karşı çıkan muhafazakâr ve monarşist
kesimler ile modernleşme yanlıları arasında sert bir çatışma yaşandı...
31 Mart vakası, sözde İttihatçıların getirmek istediği
moderniteyi önlemeyi hedefleyen Müslümanların “şeriat isteriz” Ayaklanması ile
oluştu…
Düzende ilerleme, cemiyetin laik karakteri (mason
localarında Yahudi ve Sabetayist üyelerin toplanması), bazı İslamcı aydınları
rahatsız ediyordu...
Ekonomi politikaları, İttihatçılar içinde ve daha sonra
Cumhuriyet döneminde sürekli bir ayrılık noktası oluşturmaktaydı…
Bir grup, serbest piyasa ekonomisini ve liberalizmi
savunurken, diğer grup, devletçiliği yerli sanayinin devlet tarafından
korunmasını savunuyordu...
Bu çatışma Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) ve Serbest
Cumhuriyet Fırkası (SCF) arasında tekrarlandı…
Başbakan İsmet Paşa "ılımlı devletçiliği" siyasal
literatüre sokarken, liberaller serbest piyasayı ve yabancı sermayeyi savundu…
İTC'nin son döneminde, yabancıların (Rum, Ermeni) ticari
hegemonyasını kırmak için "milli burjuvazi" oluşturma hedefi tüm
İttihatçıların ortak görüşü haline geldi…
6. Cumhuriyet Dönemi Radikal Devrimcilik ve İttihatçı
Reformisti Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra Mustafa Kemal'in devrimleri, eski
dava arkadaşları olan İttihatçıları (Paşalar grubunu) karşı karşıya getirdi…
Mustafa Kemal, Hilafetin kaldırılması (1924), Şapka Kanunu,
Tevhid-i Tedrisat ve tekke/zaviyelerin kapatılması gibi kökten değişiklikleri
hızla hayata geçirdi…
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF), Milli Mücadele'nin
önde gelen komutanları (Kazım Karabekir, Ali Fuad Cebesoy, Hüseyin Rauf Orbay)
Mustafa Kemal'in radikalizmine ve otoriterleşmesine karşı çıkarak TCF'yi kurdu…
TCF, Hilafetin kaldırılmasını kabul etmeyerek ve dini
inançlara saygı talep ederek muhalefet yaptı, hatta İslamcılarla işbirliğine
gitti...
Mustafa Kemal, İttihatçıların darbe (Babıali Baskını
benzeri) yoluyla rejimi yıkma girişimine karşı sert bir tasfiye başlattı (İzmir
Suikastı davası)…
Doktor Nazım ve Cavid Bey gibi önde gelen İttihatçılar idam
edildi…
Sosyalizm ve Anti-Komünizm Çatışması
Dünya Savaşı sonrası, özellikle Rusya'daki Bolşevik devrimi
sonrasında sosyalizm fikirleri İttihatçılar (Dr. Tevfik Rüşdü, Enver Paşa)
arasında ilgi görmüştür...
Ankara Hükümeti başlangıçta Sovyetler Birliği ile ilişki
kurmak için göstermelik olarak sol hareketlere (Yeşil ordu, Türkiye Komünist
Fırkası) izin vermiş, hatta Dr. Tevfik Rüşdü'yü Komiteye temsilci olarak
göndermiştir...
Ancak Meclis'teki kontrolün komünistlerin eline geçme
endişesiyle Mustafa Kemal, bu hareketleri hızla bastırmış ve kapatmıştır…
Çok partili hayata geçişle birlikte, Türkiye'nin ABD ve Batı
Bloku ile ittifak kurma tercihi, Sovyetler Birliği düşmanlığını ve içerideki
anti-komünizm politikalarını sertleştirdi (gazete kapatmalar, tutuklamalar,
akademisyenlerin tasfiyesi)…
Özetle, Osmanlı'nın sonu ile Cumhuriyet'in kuruluşu
arasındaki ideolojik yolculuk; padişahın otoritesini kırma mücadelesiyle
başladı…
Ardından merkeziyetçilik, modernleşme, ve milli iktisat gibi
konular İttihatçılar içinde bölünmelere yol açtı…
Ve nihayetinde radikal bir ulus-devlet kurma vizyonu, eski
siyasi kadroların tasfiyesi ve yeni rejimin birleşmesiyle sonuçlandı…
***
EFENDİ 2:
Kitabın bu kısmı esas olarak Sabetayizm inanç sistemi,
Kabala mistisizmi ve bunların Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi ile Türkiye
Cumhuriyeti'nin erken ve modern dönemlerindeki sosyal, politik ve ekonomik
seçkinler üzerindeki etkileşimlerini araştırmaktadır...
Sabetayistlerin; özellikle Melami, Mevlevi, Bektaşi ve
Nakşibendi gibi tarikatlarla ilişkilerini, İttihat ve Terakki'den modern siyasi
figürlere kadar uzanan gizli bağlantıları ve önde gelen ailelerin soy
ağaçlarını incelemektedir…
Ayrıca, klasik Türk müziği ve mimari gibi kültürel alanlarda
Yahudi ve Sabetayist etkilerinin izlerini sürerken, İlim Yayma Cemiyeti ve
masonluk gibi kurumlar arasındaki şaşırtıcı ortaklıklara dikkat çekmektedir…
Genel olarak,
Türkiye'nin modernleşme ve siyasi tarihinin arkasındaki karmaşık ve örtülü
ağları ortaya çıkarma çabasıdır…
***
Kabala, Hurufilik ve Melamilik gibi mistik akımların Türk ve
İslam düşünce geleneği üzerindeki tarihi rolü, özellikle Vahdet-i Vücud (Varlık
Birliği) felsefesi, gizli ilimler (ebced-cifr) ve belirli tasavvufi tarikatlar
(Mevlevilik, Bektaşilik) aracılığıyla derin ve karmaşık olmuştur...
Bu mistik akımların Türk ve İslam düşünce geleneği
üzerindeki tarihi rolleri ile Kabala (Yahudi Tasavvufu) ve Etkileşimi Kabala,
Yahudi mistik inancı olup "Yahudi tasavvufu" olarak da anılır...
Temelde Tevrat metinlerine sembollerle gizlenmiş sırları çözecek bir
"şifre kırıcı" (anahtar) rolündedir...
Kabala'nın en görkemli kitabı olan Zohar'ın (Işık) Türkçe
karşılığı "ışık"tır…
İslam Düşüncesiyle Felsefi Yakınlık ise Vahdet-i Vücud
(Varlık Birliği), Kabala felsefesi, İslami tasavvuf anlayışındaki Vahdet-i
Vücud'a (Varlık Birliği) benzer…
Her ikisi de evren ile Tanrı'yı bir ve aynı sayan panteist
öğretilerdir...
Özünde, "bir" e ulaşmayı ve "bir" de
kaybolmayı (Fena fillah) amaçlarlar...
Endülüs Kaynağı Kabala'nın başyapıtı Zohar'ın derlendiği,
aynı zamanda Vahdet-i Vücud felsefesinin sistematik hale getirildiği yerdir…
Muhyiddin Arabi Üzerindeki Etkisi, Vahdet-i Vücud
felsefesinin piri kabul edilen Endülüslü Müslüman mutasavvıf Muhyiddin Arabi
(İbn Arabi), 1194'te Fas'ta Yahudilerle dostluk kurmuş ve onlardan Kabala
(Yahudi mistisizmi) bilgilerini, harflerin, sayıların ve şekillerin mantığını
öğrenmiştir…
İbn Arabi'nin sistematikleştirdiği Vahdet-i Vücud düşüncesi,
Mevlana Celaleddin Rumi, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Niyazi Mısri gibi nice
tasavvuf alimini ve liderini etkilemiştir…
Batınilik, Kabala'ya göre dinin bir "iç"i (Batın)
ve bir "dış"ı (Zahir) vardır, önemli olan iç anlamdır...
Bu anlayış, Kuran'ın da gizli bir anlamı olduğunu ileri
süren Vahdet-i Vücud felsefesiyle benzerdir...
Kabala'nın hesap yöntemi, İslam'da "ebced-cifr"
olarak adlandırılır…
Ebced, harflere sayısal değerler atayarak kelimeler
arasındaki bağlantıları kurma tekniğidir…
Bu yöntem, gizli ilimlerde kehanetlerde bulunmak ve büyü
yapmak/bozmak gibi amaçlarla kullanılır…
Bazı İslami düşünürler ve cemaatler, cifr ilmini kullanmış
veya bu konuya ilgi duymuştur…
Örneğin, Said-i Nursi, bir dönem cifri eleştirse de, daha
sonra Hz. Ali, Cafer-i Sadık ve Muhyiddin Arabi gibi isimlerin cifr ile
uğraştığını iddia etmiştir...
Kabalacıların belirli İbrani harflerini tekrarlayarak ve
Sefirot (Hayat Ağacı) kavramlarını anarak yaptığı zikirler, bazı İslami
tarikatlardaki zikir ritüelleriyle benzerlik gösterir...
Kabalacı olan Sabetay Sevi'nin takipçileri (Sabetayistler),
daha iyi gizlenmekten (kamufle olmak) öte, kendi dinsel öğretilerine
(Kabala'ya) yakın buldukları sufi dergahlara (Mevlevilik, Bektaşilik,
Melamilik) yönelmişlerdir...
Bu tarikatlar genellikle mistisizmi/tasavvufu benimseyen,
Mesih/Mehdi bekleyen ve Vahdet-i Vücud'a inanan tarikatlardı…
Hurufilik(harflerin esrarına dayanan bir akımdır), Tanrı'nın
kelam (söz) görünümünde tecelli ettiği ve yaratıcı olanın harf olduğu inancına
dayanan panteist bir İslami akımdır...
Fazlullah Hurufi (1340-1394) tarafından kurulan bu inanış,
Pitagoras kuramı ve Yahudi Kabalası'ndan "alıntı"dır ve "İslam
Kabalası" olarak da nitelendirilir…
Hurufilik, harflerin kutsallığı ve gizemliliği üzerine
kuruludur…
Harfler, insan yüzünde bile Tanrı'nın isimlerini (örneğin
Ali, Allah) oluşturacak şekilde görülür…
Hurufilik, özellikle Rumeli ve Arnavutluk'taki Bektaşileri
ve Mevlevileri etkilemiştir…
17. yüzyılda Mevlevilerin bir kısmında Hurufilik inançları
köklü bir şekilde yerleşmiştir…
Ünlü şair Nesimi bir Hurufi'ydi ve bu inancı yüzünden derisi
yüzülerek idam edilmiştir…
Fatih Sultan Mehmed'in de Hurufiliğe ilgi duyduğu
bilinmektedir...
Kaygusuz Abdal gibi halk ozanlarının eserlerinde Hurufiliğin
izleri görülür…
Melamilik, gösterişten kaçınarak (riyadan uzak durmak) ve
nefisle mücadele etmek amacıyla ortaya çıkan bir tasavvuf ekolüdür...
Tarihsel olarak üç döneme ayrılır, ancak özellikle İkinci ve
Üçüncü Devre Melamileri Türk ve İslam düşüncesini derinden etkilemiştir…
İkinci Devre Melamileri (Bayramiye Melamiliği), Vahdet-i
Vücud eğilimlerinin ağır basması ve Mehdilik inançları nedeniyle 16. ve 17.
yüzyıllarda Osmanlı merkezi yönetimi tarafından sürekli takibata uğramış,
şeyhleri sürgüne gönderilmiş ya da idam edilmiştir…
Üçüncü Devre Melamiliği'nin (Aliye-i Nuriye), tıpkı Kabala
ve Vahdet-i Vücud'un ortak piri gibi, fikir kaynağında Endülüslü Muhyiddin
Arabi yer alır...
Bu dönem Melamiliğin temel düşüncesini yine Vahdet-i Vücud
oluşturuyordu...
Üçüncü Devre Melamiliği (Muhammed Nur Arabi tarafından kurulmuştur) Rumeli ve İstanbul'da etkili olmuş ve Seyyid Muhammed Nur Arabi'ye intisap edenlerin önemli bir kısmı Sabetaycı kökenliydi…
Hatta bazı Melami
dergahları gizli Sabetayist sinagogları olarak da kullanılmıştır...
Melamiler, masonlukla yakın ilişkiler kurarak, Bektaşiler ve
Sabetayistlerle birlikte Jön Türkler hareketinin örgütlenmesinde ve İttihat ve
Terakki Cemiyeti'nin kurulmasında ittifaklar yapmıştır... Melamiler,
masonluktaki ritüel ve hiyerarşik yapıları da taklit eden gizli örgütler
kurmuşlardır…
Özetle, Kabala, Hurufilik ve Melamilik, özellikle Vahdet-i
Vücud felsefesi üzerinden, İslami tasavvufun derinlikli (batıni) yorumlarının
gelişiminde temel roller oynamış, bu da hem büyük entelektüel figürlerin (İbn
Arabi, Niyazi Mısri, Mevlana) düşüncelerini etkilemiş hem de Osmanlı'nın
ortodoks Sünni anlayışına karşı muhalif akımların ve gizli siyasi
örgütlenmelerin (özellikle Bektaşilik ve Melamilik'te) ideolojik zeminini
oluşturmuştur...
Bu akımların mistik sembolizmi ve sayı gizemciliği
(cifr/ebced), İslami düşünce geleneğinde uzun süre tartışılmış ve etkisini
günümüze kadar sürdürmüştür…
Bu mistik etkileşim, sanki farklı müzik makamlarında çalınan
ancak aynı kök notalara sahip olan eserler gibidir…
Görünüşte ayrı dinsel gelenekler olsa da, felsefi özde
(Vahdet-i Vücud ve gizli bilgi arayışı) birleşerek, Türk ve İslam düşünce ve
kültürel hayatında yankı bulan ortak bir ezgi yaratmışlardır…