KİTAP İNCELEMESİ
***
KİTAP ADI: DÖRT BÜYÜK HALİFE
KİTAP YAZARI: ŞEMSEDDİN SIVASI
***
Şemseddin Sivâsî Bey, 1520’de Tokat’ın Zile kasabasında
doğmuş,1006 yılında ölmüştür…
Tam adı Ahmed Şemseddin Ebû’s-Senâ b. Muhammed Ebi’l-Berekât
b. Ârif Hasan
Ez-Zîlî es-Sivasî’dir…
Tahsilini tamamlamasını 20 yaşlarında İstanbul’a gelerek
Sahn medreselerinden birinde müderrislik vazifesi yaptı…
Bir müddet sonra istifa ederek, Şam’a gitti…
Bir seneye yakın bir zaman sonra hac farizasını da eda
ederek, Zile’ye döndü ve vaaz-ü nasihate
Başladı…
Şeyhi’nin vefatı üzerine, Tokat’a ve sonra Zile’ye dönerek
tedris faaliyetine devam etti…
Hayatının sonlarına doğru Osmanlı Devleti’nin Avrupa
hudutlarında mevcut hücum ve Müslüman katliamına karşı bir hareket lâzım
geldiğini ileri sürmüş, sefer hazırlıklarına girişmişti…
Nitekim bu sıralarda Osmanlı Devleti’nde Sultan III. Mehmet
(1603)’in emriyle aynı sebebe binaen Eğri Seferi hazırlıklarına başlanılmıştı…
Şemseddin Sivâsî’nin (11 Ekim 1596)’de fethedilen Eğri
Kalesi ve hemen arkasından (27 Ekim 1596)’da kazanılan Haçova Meydan savaşına
katılmış, Haçova’da ordunun bozulması sırasındaki üstün gayreti sâyesinde
muharebe seyrinin Müslümanlar lehine dönmesini sağladığı kaydedilmektedir...
Dönüş için izin istediğinde Sultan III. Mehmed, Şemseddin
Sivâsî’yi İstanbul’da alıkoymak istemişse de makul sebepler neticesinde,
Sivas’a dönmesine müsaade etti...
Şemseddin Sivâsî, Sivas’a döndükten kısa bir müddet sonra
vefat etti...
Kaynakların çoğu, onun (1006 Rebîulevvel/Ekim 1597)’de vefat
etmiş olduğu kanaatindeler...
Sivas Meydan Camii çevresinde defnolunmuştur…
***
DÖRT BÜYÜK HALİFE
Dört Büyük Halife olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve
Hz. Ali’nin faziletlerini, kerametlerini ve hayatlarından önemli kesitleri
anlatan eserden bölümler sunmaktadır…
Bu menkıbeler, genellikle Hz. Muhammed (s.a.v.) ile olan
yakın ilişkilerini, onların iman, adalet ve cömertlik gibi üstün ahlaki
özelliklerini vurgular…
Eser, özellikle Ehl-i Sünnet vel Cemaat inancına göre
halifelerin fazilet sıralaması ve bazı ilahi ayetlerin onların şanına nazil
oluşu gibi ilahiyat konularına değinmektedir...
Ayrıca metin, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin başta olmak üzere
Ehl-i Beyt’in menkıbelerini de kapsayarak, onların İslam ümmeti içindeki yüksek
makamlarını teyit etmektedir…
Genel olarak kaynak, bu dört yüce şahsiyetin İslam
tarihindeki merkezi rolünü ve manevi değerini dini anlatılar ve rivayetler
aracılığıyla pekiştirmektedir…
***
Dört Büyük Halifenin güzel işleri, İslami liderlik ve
fazilet hiyerarşisi hakkında ne gösterir?
Şemseddin Sivâsî'nin "Dört Büyük Halife"
menkıbeleri, İslami liderlik ve fazilet hiyerarşisi (üstünlük sırası) hakkında
detaylı ve açıklayıcı bilgiler sunmaktadır...
Bu kaynaklara göre, Râşidîn Halifelerinin her biri, İslam
dininin binasını kurup müstahkem kılan dört seçkin olarak anılmakta olup,
kendilerine has üstün özellikler ve liderlik vasıflarıyla öne çıkarlar…
Fazilet Hiyerarşisi (Üstünlük Sırası):
Kaynaklar, Dört Büyük Halife arasındaki üstünlük sırasını
açıkça belirtir ve bu sıra Ehl-i Sünnet vel Cemaat ‘in genel kabulünü yansıtır…
1. Hz. Ebu Bekir (r.a.)
2. Hz. Ömer (r.a.)
3. Hz. Osman (r.a.)
4. Hz. Ali (r.a.)
Bu sıralama, Abdullah bin Ömer'in aktardığına göre,
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ‘in şerefli zamanlarında ashap-ı kiram tarafından
da tercih edilmekteydi…
Hatta Hz. Ali (r.a.) bile bu ümmetin peygamberden sonraki en
hayırlısının sırasıyla Ebu Bekir, Ömer ve Osman olduğunu belirtmiştir...
Resulullah (s.a.v.)'dan sonra ümmetin en hayırlısı, sadığı
ve en iyisi Hz. Ebu Bekir'dir…
Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer, Cennetin evliyalarından sonraki
şeyhlerinin Seyyid’idir…
İslami Liderlik ve Halifelerin Temel Faziletleri,
Dört Büyük Halife, dinin dört seçkin direği olup, peygamber
binasının direkleridir ve enbiya ruhlarının unsurunu taşırlar…
Onların halifelikleri, İslam Sarayı'nın dört duvarına
benzetilmiştir...
Bu Halifelerin menkıbeleri, hidayete erdirici yüksek
makamlarını ve güzelliklerini anlatmak üzere toplanmıştır…
***
Sıdk (Doğruluk) ve İhlas, Hz. Ebu Bekir, Allah’ı Teâlâ'ya
ilk iman eden ve şeriat üzere göreve gelen ilk kişidir…
Resulullah (s.a.v.)'in mağara arkadaşıdır…
Hz. Ali (r.a.), "Ebu Bekir-i Sıddık" adının gökten
indiğine yemin etmiştir…
Rivayet edilir ki, Ebu Bekir'in imanı, sair halkın imanıyla
ölçülse, Ebu Bekir'in imanı daha üstün gelir… Üstünlüğü, namaz ve oruç
çokluğuyla değil, kalbindeki Allah'ı bilmek ile ölçülür…
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, son zamanlarında Hz. Ebu
Bekir'i kendi makamına imamlık için atamış, Müslümanlara namaz kıldırmasını
emretmiştir…
Cenabı Hak ve müminler, Ebu Bekir'den başkasının halife
olmasından çekinirler ve istemezler… Ahirette hesapsız cennete girmesine izin
verilecektir...
Ümmetin en merhametlisi olarak nitelendirilmiştir...
İslam ağacının köküdür...
***
Adalet Hz. Ömer, "Emirü’l-Müminin" (Müminlerin
Emiri) olarak bilinir...
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Ömer'e "Faruk"
lakabını verdi, çünkü o, hakkı batıldan ayırt etti ve İslam dini onunla kuvvet
buldu…
Adaletin mahalli ve adalet dağıdır…
O kadar adildi ki, onun zamanında kurdun bir koyuna saldırma
cesareti yoktu...
Şeytan, Hz. Ömer'i gördüğü zaman heybetinden yere düşer…
İslam'a kuvvet veren kişidir...
İslam ağacının aslıdır…
***
Hayâ ve Cömert olan Hz. Osman, İki Nur Sahibi lakabıyla
meşhurdur…
Hz. Osman, hayâ ve edep bakımından en üstün olanıdır…
Melekler dahi ondan hayâ ederdi...
Onun hayası, günahları örter ve bağışlar…
Kur'an-ı Azimüşşan'ı toplayan ve çoğaltan, yedi adet
Mushaf-ı Şerif yazdırandır…
Hz. Osman, Resulullah (s.a.v.)'in "İbrahim
Aleyhisselam’a benzer" dediği bir cömertliğe sahipti...
O, müminlerin ümidgahı ve en zengini ve cömerdiydi…
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, onun fitne çıktığında
"mazlum olarak katledileceğini" haber vermiştir… İslam ağacının
budağıdır...
***
İlim, Cesaret ve Velayet Hz. Ali, Allah'ın Aslanı ve
"Şah-ı Merdan" (Yiğitlerin Şahı) olarak bilinir...
En bilinen fazileti, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ‘in
buyurduğu gibi, "Ben ilmin şehriyim, Ali bu şehrin kapısıdır."...
O, ilmi, Hilmi ve aklıyla dinin müşküllerini çözmüştür…
Kâfirler karşı çok üstün bir bahadırlığa ve cesarete
sahipti…
Hayber Kalesi'nin fethi sırasında sancağı ona vermesi, Allah
ve Resulünün onu sevdiğinin kanıtıdır...
Hz. Fatımatü'z-Zehra'nın eşi olması ve cennet gençlerinin
efendilerinin (Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) babası olması, onun yüksek makamını
gösterir…
Hz. Ali'nin sevgisi Müslümanlar için bir hassenedir ve bu
sevgi günahları yakar, yok eder…
İslam ağacının meyvesidir…
Hz. Ebu Bekir (r.a.), abdest alınırken yüz yıkanması
mesabesindedir, zira yüzün tamamını yıkamak farzdır…
Bu da onun en üstün olduğunu gösterir…
Hz. Ömer (r.a.), kol yıkanması yerindedir…
Hz. Osman (r.a.), baş meshetme derecesindedir…
Hz. Ali (r.a.), ayak yıkanması hükmündedir...
Bu benzetme, Dört Büyük Halife'nin dostluğunun ayrılmaz ve
sıralı olduğunu, tıpkı abdestin farzları gibi birbirini tamamladığını ve her
birinin hilafet mertebesinin bir öncekinden üstün olduğunu pekiştirir...
Sonuç Olarak Dört Büyük Halifenin sadece siyasi liderler
değil, aynı zamanda Allah katında özel seçilmiş, cennetle müjdelenmiş ve her
biri İslam'ın temel bir direğini (sıdk, adalet, hayâ, ilim/cesaret) temsil eden
şahsiyetler olduğunu gösterir...
Onların fazilet hiyerarşisi, Peygamberimiz (s.a.v.)
döneminden itibaren Ashap tarafından belirlenmiş ve kabul görmüş, sonraki
nesillere de bu sıra ile aktarılmıştır…
Bu dört Halifenin üstünlükleri, Cennetteki dört ırmağa da
benzetilmiştir…
Şemseddin Sivâsî'nin "Dört Büyük Halife"
menkıbeleri, İslami liderlik ve fazilet hiyerarşisi (üstünlük sırası) hakkında
detaylı ve açıklayıcı bilgiler sunmaktadır…
Bu kaynaklara göre, Râşidîn Halifelerinin her biri, İslam
dininin binasını kurup müstahkem kılan dört seçkin erkân (direk) olarak
anılmakta olup, kendilerine has üstün özellikler ve liderlik vasıflarıyla öne
çıkarlar…
Kaynaklar, Dört Büyük Halife arasındaki üstünlük sırasını
açıkça belirtir ve bu sıra Ehl-i Sünnet vel Cemaat ‘in genel kabulüdür…
1. Hz. Ebu Bekir (r.a.)
2. Hz. Ömer (r.a.)
3. Hz. Osman (r.a.)
4. Hz. Ali (r.a.)
Bu sıralama, Abdullah bin Ömer'in (r.anhuma) aktardığına
göre, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ‘in şerefli zamanlarında ashap-ı kiram
tarafından da tercih edilmekteydi…
Hatta Hz. Ali (r.a.) bile bu ümmetin peygamberden sonraki en
hayırlısının sırasıyla Ebu Bekir, Ömer ve Osman olduğunu belirtmiştir…
Resulullah (s.a.v.)'dan sonra ümmetin en hayırlısı, sadığı
ve en iyisi Hz. Ebu Bekir'dir...
Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer, Cennetin evliya hadislerinden
sonraki şeyhlerinin Seyyid’idir…
Ümmetin oy birliği de fazilet bakımından bu tertip üzeredir…
Dört Büyük Halife, dinin dört seçkin direği olup, peygamber
binasının direkleridir ve enbiya ruhlarının unsurunu taşırlar…
Onların halifelikleri, İslam Sarayı'nın dört duvarına
benzetilmiştir...
Onların menkıbeleri, hidayete erdirici yüksek makamlarını ve
güzelliklerini anlatmak üzere toplanmıştır…
Sıdk (Doğruluk) ve İhlas Hz. Ebu Bekir, Allahu Teâlâ'ya ilk
iman eden ve şeriat üzere göreve gelen ilk kişidir…
Kendisine "Sıddık" lakabı verilmiştir, zira o,
Peygamberin söylediği her şeyi derhal tasdik etmiştir…
O doğru söylemiştir, Zira O, yalan söylemez …
Hz. Ali (r.a.), "Ebu Bekir-i Sıddık" adının gökten
indiğine yemin etmiştir…
Rivayet edilir ki, Ebu Bekir'in imanı, sair halkın imanıyla
ölçülse, Ebu Bekir'in imanı daha üstün gelir… Üstünlüğü, namaz ve oruç
çokluğuyla değil, kalbindeki Allah'ı bilmek ile ölçülür…
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, son zamanlarında Hz. Ebu
Bekir'i kendi makamına imamlık için atamış, Müslümanlara namaz kıldırmasını
emretmiştir…
Cenabı Hak ve müminler, Ebu Bekir'den başkasının halife
olmasından çekinirler ve istemezler… Ahirette hesapsız cennete girmesine izin
verilecektir...
Hz. Ebu Bekir, Ümmetin en merhametlisi olarak
nitelendirilmiştir...
İslam ağacının köküdür...
Hz. Ömer, "Emirü’l-Müminin" (Müminlerin Emiri)
olarak bilinir…
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Ömer'e "Faruk"
lakabını verdi…
Çünkü o, hakkı batıldan ayırt etti ve İslam dini onunla
kuvvet buldu…
Adaletin mahalli ve adalet dağıdır…
O kadar adildi ki, onun zamanında kurdun bir koyuna saldırma
cesareti yoktu...
Dicle kenarında bir koyunu bir kurt kapsa, bunun hesabının
Ömer'den sorulmasından korkacak kadar adaletliydi…
Hz. Ömer (r.a.), Allah'ın emrine karşı en şiddetlisidir...
Onun sözleri, daha sonra hakikat olmuş, hatta bazı görüşleri
ilahi ayetlerle eşit gelmiştir…
Hz. Cebrail (a.s.) on yedi yerde Resulullah’a ayet-i kerime
ile gelmiştir, bunlar Ömer'in görüşüne uygun düşmüştür...
Şeytan, Hz. Ömer'i gördüğü zaman heybetinden yere düşer...
İslam'a kuvvet veren kişidir…
İslam ağacının aslıdır…
Hz. Osman, İki Nur Sahibi lakabıyla meşhurdur...
Ashap içinde hayâ ve edep bakımından en üstün olanıdır...
Melekler dahi ondan hayâ ederdi...
Onun hayası, günahları örter ve bağışlardı...
Kur'an-ı Azimüşşan 'ı toplayan ve çoğaltan seçkin kuldur...
Yedi adet Mushaf-ı Şerif yazdırıp, müminleri ayrılıktan
kurtarmak için göndermiştir...
Hz. Osman, Resulullah (s.a.v.)'in "İbrahim
Aleyhisselam’a benzer" dediği bir cömertliğe sahipti…
O, müminlerin ümit gahı ve en zengini ve cömerdiydi…
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, onun fitne çıktığında
"mazlum olarak katledileceğini" haber vermiştir…
Hz. Ali, Allah'ın Aslanı ve Yiğitlerin Şahı olarak bilinir…
Bilinen fazileti, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ‘in
buyurduğu gibi, "Ben ilmin şehriyim, Ali bu şehrin
kapısıdır."...
O, ilmi, Hilmi ve aklıyla dinin müşküllerini çözmüştür…
Kâfirler ve ateistlere karşı çok üstün bir bahadırlığa ve
cesarete sahipti…
Hayber Kalesi'nin fethi sırasında sancağı ona vermesi, Allah
ve Resulünün onu sevdiğinin kanıtıdır…
Hz. Fatma 'uz-Zehra'nın eşi olması ve cennet gençlerinin
efendilerinin (Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) babası olması, onun yüksek makamını
gösterir...
Hz. Ali'nin sevgisi Müslümanlar için bir hassenedir ve bu
sevgi günahları yakar, yok eder…
İslam ağacının meyvesidir…
Dört Halifenin fazilet sıralaması ve liderlikteki konumları,
abdest (taharet) uzuvlarının yıkanma sırası ve fazileti olarak da
ilişkilendirilmiştir…
Hz. Ebu Bekir (r.a.), abdest alınırken yüz yıkanması
mesabesindedir, zira yüzün tamamını yıkamak farzdır; bu da onun en üstün
olduğunu gösterir...
Hz. Ömer (r.a.), kol yıkanması yerindedir…
Hz. Osman (r.a.), baş mesh etme mesabesindedir…
Hz. Ali (r.a.), ayak yıkanması mesabesindedir...
Bu benzetme, Dört Büyük Halife'nin dostluğunun ayrılmaz ve
sıralı olduğunu, tıpkı abdestin farzları gibi birbirini tamamladığını ve her
birinin hilafet mertebesinin bir öncekinden üstün olduğunu pekiştirir…
Sonuç Olarak, Dört Büyük Halifenin sadece siyasi liderler
değil, aynı zamanda Allah katında özel seçilmiş, cennetle müjdelenmiş ve her
biri İslam'ın temel bir direğini (sıdk, adalet, hayâ, ilim/cesaret) temsil eden
şahsiyetler olduğunu gösterir...
Onların fazilet hiyerarşisi, Peygamberimiz (s.a.v.)
döneminden itibaren Ashap tarafından belirlenmiş ve kabul görmüş, sonraki
nesillere de bu sıra ile aktarılmıştır…
***
Sahabe ve Ehl-i Beytin arasındaki ilişkiye ve onların
faziletlerine geniş bir bakış açısı sunarken, bu iki grup arasındaki
anlaşmazlıkları ve onlara yönelik eleştirileri de belirli bir İslami itikat
çerçevesinde ele almaktadır…
Temel olarak Dört Büyük Halife'nin (Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer,
Hz. Osman ve Hz. Ali) ve Ehl-i Beytin (Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz.
Hüseyin) tartışmasız üstün erdemleri ve yüksek manevi mertebeleri
vurgulanmaktadır...
Sahabe ve Ehl-i Beytin Erdemleri ve Yüksek Mertebeleri
mübarek şahsiyetlerin faziletlerini Kur'an ayetleri ve Hadis-i Şerifler
aracılığıyla kapsamlı bir şekilde izah eder…
Dört Büyük Halife, İslam dininin binasının dört duvarı ve
erkânı olarak görülür…
Onların sevgisi müminler üzerine farz kılınmıştır...
Onlara düşmanlık besleyenlerin ise namaz, oruç, zekât ve
haccının kabul edilmeyeceği ve cehenneme gideceği belirtilir…
Ehl-i Sünnet vel Cemaati’n ittifakıyla, Hz. Ebu Bekir'in
(ra) Resulullah’ın (s.a.v.) ashabının en faziletlisi olduğu, ondan sonra Hz.
Ömer'in (ra), sonra Hz. Osman'ın (ra), sonra da Hz. Ali'nin (ra) geldiği
bildirilmektedir...
Hz. Ali de bu sıralamayı tasdik etmiştir...
Hz. Ebu Bekir'in (ra) Özel Erdemleri, Resulullah’ı (s.a.v.)
ilk tasdik eden ve İslam'ı ilk kabul eden kişidir… Bu yüzden "Sıddık"
lakabını almıştır...
İmanının, diğer tüm halkın imanıyla tartılsa dahi üstün
geleceği rivayet edilir...
O, ümmetin en merhametlisidir...
Cennette bütün kapılardan çağrılacak olma şerefine nail
olmuştur…
Hz. Ali'nin (ra) ve Ehl-i Beytin Erdemleri,
Hz. Ali (ra) için, dünyada ve ahirette Resulullah’ın
(s.a.v.) kardeşi olduğu buyrulmuştur…
O, "ilmin şehrinin” kapısıdır…
Hz. Ali'yi anmanın, zikretmenin ve sevmenin ibadet olduğu
vurgulanır...
Ona buğuz etmek nifak (münafıklık) alametidir...
Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüm)
Allah tarafından kirden arındırılmış ve tertemiz kılınmış Ehl-i Beytindendir...
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in, cennet ehli gençlerin
efendileri (Seyyidleri) olduğu bildirilmiştir...
Sahabe ve Ehl-i Beyit arasındaki ihtilafları iki ana
başlıkta inceler…
Sahabe arasındaki iç anlaşmazlıklar ve Hariciler/Rafıziler
gibi muhalif grupların eleştirileri...
Resulullah’ın (s.a.v.) vefatından sonra ilk ihtilafın
defnedilme yeri konusunda çıktığı, daha sonra hilafet (imamet) konusunda
çıktığı belirtilir…
Halifeliğin Kureyş kabilesine ait olduğu kuralının (ki bu
Hz. Ebu Bekir tarafından dile getirilmiştir) Ensar ve Muhacirlerce kabul
edildiğini gösterir…
Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ali arasında Resulullah’ın odasına
kimin önce gireceği konusunda geçen münazara, karşılıklı olarak birbirlerinin
yüksek faziletlerini dile getirmeleriyle sonuçlanmış, bu da onların
birbirlerine olan saygısını ve Allah katındaki mertebelerini göstermiştir…
Resulullah (s.a.v.) bu durumu onaylamış ve "Yedi kat
göğün ve yedi kat yerin ehli size nazar etmek için toplanmışlardır,"
buyurmuştur…
Bazı siyasi meselelerde Sahabe arasında görüş ayrılıkları
olduğunu kabul eder (örneğin Bedir esirleri hakkında Hz. Ebu Bekir'in fidye,
Hz. Ömer'in ise öldürme görüşünü savunması) ancak bu farklılıkların hak üzere
olduğunu belirtir…
Hz. Ali'nin, kendisinden önceki üç halifeyi desteklemesi ve
onlara karşı çıkanları cezalandırmayı vaat etmesi, Sahabe arasındaki uyumu
gösteren en önemli delillerden biri olarak sunulur...
Fitne Dönemi İhtilafları Sahabe arasında yaşanan siyasi
çekişmeler ve savaşlar (Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasındaki olaylar gibi)
kaynaklarda anılmakla birlikte, Müslümanların bu olayları araştırmaktan,
kurcalamaktan ve Sahabe hakkında kötü söz söylemekten kaçınmaları gerektiği
belirtilir…
Bu konularda hükmü Allah'a havale etmek gerektiği
vurgulanır…
Sahabe ‘ye (özellikle ilk üç halifeye) dil uzatan, onları
kötüleyen ve hilafeti sadece Hz. Ali'ye hak gören Rafızi ve Müptedi gibi
fırkaları şiddetle kınar ve onların sapıklık içinde olduğunu belirtir...
Hz. Ali'nin (r.a.), kendisine muhabbet edip diğer Sahabe ‘ye
düşman olanların helak olacağını söylediği ne kendisinin ne de Hz. Ebu Bekir'in
düşmanlarına şefaat etmeyeceğini dile getirdiği rivayet edilir…
Hz. Cafer-i Sadık (r.a.) ile bir Rafızi arasında geçen
münazara, Hz. Ebu Bekir'in faziletlerinin Kur'an ve Tevrat'ta dahi sabit
olduğunu kanıtlamak ve Rafızi'nin sapık inancını çürütmek için detaylıca
anlatılır...
Sahabe ve Ehl-i Beytin tamamının yüce manevi mertebelere
sahip olduğunu, bu mertebelerin Kur'an ayetleri ve Hadis-i Şeriflerle sabit
olduğunu ortaya koyar...
Aralarındaki bazı siyasi ihtilaflar ve görüş ayrılıkları
olsa da bu durumların bir kısmı karşılıklı hürmetle çözülmüştür (Ebu Bekir/Ali
münazarası gibi) …
Asıl vurgu, bu mübarek şahsiyetlere dil uzatan ve hakaret
eden bidat ehli fırkaların şiddetle reddedilmesi üzerinedir…
Onların birliğini ve üstünlüğünü sevmek, kurtuluşun anahtarı
olarak sunulur…
Bu durum, Sahabe ve Ehl-i Beytin arasındaki ilişkiyi,
birbirlerinin üstünlüğünü ve faziletini tasdik eden, ancak makamsal sıralamada
ilahi takdirin bir neticesi olan bir hiyerarşiyi kabul eden bir yapı olarak
aydınlatır...
İslam binasını dört ana sütun üzerine kurulmuş, birbiriyle
kenetlenmiş bir saray olarak tasvir eder...
Bu sütunlar Dört Halife'dir…
Ehl-i Beyit ise bu sarayın içindeki en değerli mücevherler
ve ışık kaynaklarıdır…
Sütunların her birinin yeri ve işlevi farklı olsa da (biri
kapı, biri duvar, biri temel gibi), hepsi yapının bütünlüğü için elzemdir...
Dışarıdan gelip bu sütunlara saldırmaya çalışanlar
(Rafıziler) sarayın düşmanı sayılırken, sütunların zaman zaman hangi malzemenin
daha üstün olduğu üzerine yaptığı iç tartışmalar (münazaralar), nihayetinde
birbirlerinin kıymetini daha iyi anlamaya ve sarayı daha da sağlamlaştırmaya
hizmet etmiştir...
Bu dört Halifenin üstünlükleri, Cennetteki dört ırmağa da
benzetilmiştir…
Hz. Ebu Bekir, Kokusu bozulmayan Su (İslam'ın özü),
Hz. Ömer, Kuvvet verici Süt (İslam'ın kuvvet bulması),
Hz. Osman, Lezzet verici Şarap (Müminlerin gönlünün
sevinci),
Hz. Ali, Şifa veren Bal (Müminlerin gönüllerinin şifası) …
Dört Büyük Halife'nin (Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve
Hz. Ali) menkıbeleri, İslami liderlik anlayışı ve fazilet hiyerarşisi hakkında
kaynaklarda detaylı bilgiler sunmaktadır...
Bu menkıbeler hem halifelerin ferdî üstünlüklerini hem de
onların Peygamber binasının dört ana direği olarak İslami yönetimdeki yerlerini
göstermektedir…
Dört Büyük Halife arasında kabul edilen fazilet sıralaması
açıkça belirtilmiştir…
Ehl-i Sünnet vel Cemaat’In ittifakına göre, Hz. Ebu Bekir
(r.a.) Resulullah’ın (s.a.v.) ashabının en faziletlisidir, ondan sonra Hz. Ömer
(r.a.) gelir...
Sahabe-i Kiram (r.anhüm) da Resulullah (s.a.v.) Efendimiz
‘in zamanında sıralamayı şöyle yaparlardı, Önce Ebu Bekir üstün, ondan sonra
Ömer, peşine Osman, sonra Ali...
Hz. Ali (r.a.) de bu sıralamayı teyit etmiş, hatta "Bu
ümmetin en hayırlısı, Peygambere yakın ve İslam’ı kabul edeni Ebu Bekir’dir...
Sonra Ömer, ondan sonra Osman’dır" buyurmuştur…
Yine Hz. Ali (r.a.), kendisini Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’den
üstün gösteren kişiyi cezalandıracağını ve şahitliğini reddedeceğini
söylemiştir…
Bütün İslam âlimlerinin görüşü, fazilet bakımından önceliğin
sırasıyla Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’ye ait olduğu
yönündedir…
Bu sıralama, ilahi takdirin bir sonucu olarak kabul edilir…
Hz. Ebu Bekir’in fazileti ve üstünlüğü, namaz ve oruç
çokluğuyla değil, kalbindeki Allah bilgisi ile açıklanmıştır…
Hz. Ebu Bekir'in
imanı, diğer bütün ümmetin imanıyla ölçülse, daha üstün geleceği rivayet
edilir...
Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer, cennetin evliyalarından sonra
şeyhlerinin seyididir (efendisidir)... Resulullah (s.a.v.) onların kendisinden
sonra cennete girecek ilk kişiler olduğunu bildirmiştir…
Dört Büyük Halife, "Peygamber binasının direkleri"
olarak görülmüş, onların menkıbeleri, İslami liderlikte bulunması gereken
farklı ancak tamamlayıcı vasıfları öne çıkarmıştır…
Hz. Ebu Bekir’in hilafeti, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ‘in
onu namaz kıldırmak üzere takdim etmesiyle (imam tayin etmesiyle) ve Cenâb-ı
Hakk’ın iradesiyle gerçekleşmiştir…
Cenâb-ı Hak ve müminler, Hz. Ebu Bekir’den başkasının halife
olmasını istemezlerdi…
Hz. Ebu Bekir, "İmamet ve hilâfet işi ortaklaşa olmaz.
Zira iki kılıç bir kında durmaz" diyerek, liderliğin tek kişide toplanması
gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca imamlık Kureyş Kabilesi ’ne düşer.
Dört Halife'nin fazilet ve hilafetteki sıralaması, abdest
alırken yüzün (Ebu Bekir), kolların (Ömer), başın (Osman) ve ayakların (Ali)
yıkanması/mesh edilmesi tertibine benzetilmiştir…
Bu benzetme, hilafette de bu sıranın farz olduğu manasına
gelir...
Benzer şekilde, Resulullah (s.a.v.)'in Mescit-i Şerif'i bina
ederken, taşları Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali'nin sırasıyla yan yana
koymalarını emretmesi, hilafet tertibini açıkça gösterir…
Liderlik, ciddiyet, vakarlı, heybetli ve etkili olmayı
gerektirir…
Hz. Ali (r.a.), Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer zamanında ihtilaf
olmamasının nedenini, onların yardımcılarının kendisi ve Hz. Osman gibi güçlü
sahabeler olması, kendi dönemlerinde ise yardımcılarının (halkın) zayıf
olmasıyla açıklamıştır…
Her halifenin İslami yönetime kattığı temel nitelikleri ve
manevi dayanakları özetler…
Hz. Ebu Bekir (r.a.)
Sıddık (Doğru sözlü/Sadık), Rahmet sahibi, Gönül yerinde,
İslam’a ilk iman eden ve destek olan Hilafetin aslıdır...
Hz. Ömer (r.a.)
Faruk (Hakkı batıldan ayıran), Adalet dağı, İslam'ın kuvveti
ve güneşi, Gayret ve Salabet (sağlamlık) sahibi, Beden yerindedir...
Hz. Osman (r.a.)
İki nur sahibi, Hayâ
ve edep timsali, Cömert (cud ve seha), Kur'an-ı Azimüşşan'ı toplayıp yayan. Göz
(veya süs) yerindedir…
Hz. Ali (r.a.)
Allah’ın Aslanı, İlim Şehri'nin Kapısı, Şecaat ve
civanmertlik (cesaret), En âlim ve nurlu, Mal ve can ile en cömert, El (veya
süs) yerindedir…
Sonuç olarak, Dört Büyük Halife'nin menkıbeleri, İslami
liderliğin sadece siyasi bir makam değil, aynı zamanda derin manevi, ahlaki ve
hukuki sorumluluklar taşıyan, her bir liderin farklı bir faziletle (sadakat,
adalet, haya, ilim/cesaret) öne çıkarak İslam dininin binasını sağlamlaştırdığı
kademeli bir fazilet hiyerarşisi (tertip) üzerine kurulu olduğunu
göstermektedir...
Bu hiyerarşi, bir binanın temelleri gibidir, İlk olarak Ebu
Bekir'in imanı ve sadakati (temel), sonra Ömer'in adaleti ve kuvveti
(duvarlar), ardından Osman'ın hayası ve cömertliği (saçaklar), ve en sonunda
Ali'nin ilmi ve cesareti (kapı) ile yapının tamamlanmasını temsil eder…
***
Uhud Muharebesi sırasında orada bulunan veya bu olayla
doğrudan ilişkilendirilen bazı şahsiyetler zikredilmektedir...
Bir rivayette, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ‘in Uhud
Dağı'na çıktığı ve yanında şu kişilerin bulunduğu belirtilir,
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz…
Hz. Ebu Bekir (r.a.),
Hz. Ömer (r.a.),
Hz. Osman (r.a.)…
Dağ sallanmaya başlayınca, Resulullah (s.a.v.) dağa hitaben
şöyle buyurmuştur, "Ey Uhud! Sakin ol! Üzerinde bir Rasul, bir Sıddık, iki
şehit vardır"…
Hz. Ömer (r.a.), Uhud Muharebesi'nde bulunuyordu ve
müşriklerin lideri Ebu Süfyan'a karşı "Bizim Allah’ımız var, sizin ise
yoktur" diye seslenmişti...
Hz. Hamza (r.a.), Uhud Gazasında şehadet şerbetini
içmiştir...
Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.), Uhud Muharebesi günü bizzat ok
atışlarıyla görev almış ve Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, "Ya Sa’d! Anam,
babam sana feda olsun oklarını atmaya devam et" buyurmuştur…
Aynı zamanda Resulullah (s.a.v.) O’nun için "Ey
Allah’ım! Vak-kas’ın attığı oklarını isabet ettir ve dualarını kabul
buyur" diye dua etmiştir...
Talha (r.a.), Uhud Savaşı günü, Resulullah (s.a.v.)
Efendimiz üzerinde zırh varken kaya üzerine çıkmak istemiş, çıkamayınca Talha
(r.a.) mübarek ayağının altına oturarak O’nun kayanın üzerine çıkıp oturmasını
sağlamıştır…
Bu olayı Hz. Zübeyir (r.a.) rivayet etmiştir…
Hz. Osman (r.a.), Bir rivayette, Hz. Osman'a (r.a.) Uhud
Muharebesi'nde İslam ordusu ikiye bölündüğü zaman dağılan grubun içinde olup
olmadığı sorulmuş, cevaben, Müslümanların çoğunluğunun ne yaptıysa onun da
aynısını yaptığı, yani hezimete uğramadan bir tarafa çekildikleri
belirtilmiştir…
Ebu Süfyan (Müşrik) O zaman henüz imana gelmemişti ve Uhud
Muharebesi'nde Müslümanlara "Bizim Uzza’mız var" diyordu…
***
Cebrail Aleyhisselam’ın bizzat üzerine alarak veya kanadıyla
taşıyarak götürdüğü kişi Resulullah (s.a.v.) Efendimizdir…
Cebrail (a.s.), Resulullah (s.a.v.) Ashap-ı Güzin ile sohbet
ederken yanına gelmiş ve O'nu sağ kanadı üzerine alarak Adn Cenneti'ne
götürmüştür…
Yine bir menkıbede, Resulullah (s.a.v.) Hira Dağı'nda
Cebrail'i (a.s.) gördüğünde, Cebrail (a.s.) O'na hitaben, eğer o saatte
yeryüzünde hiçbir fert Müslüman olmazsa, O'nu kanadı üzerine alıp göklere
götürme teklifini sunmuştur...
Bu, gerçekleşmesi muhtemel bir taşıma eylemi olarak
aktarılmıştır…
Ayrıca Cebrail (a.s.), Miraç Gecesi'nde de Resulullah
(s.a.v.)'e göklere doğru seyrinde eşlik eden rehber olmuştur…
***
Üveys Karani'nin (r.a.) nerede bulunduğu ve memleketi
hakkında kaynaklarda iki ana bilgi yer almaktadır,
Üveys Karani Hazretleri, aslen Karenli'dir...
Hz. Ömer (r.a.) hilafeti zamanında, Arafat Dağı'nda
insanları toplayıp Iraklıları ayırdıktan sonra, geride kalan bir kişiye nereli
olduğunu sorduğunda, o kişi "Ben Karenli’yim" cevabını vermiştir…
Hz. Ömer, bu kişiye Üveys Karani'yi tanıyıp tanımadığını
sormuştur…
Üveys Karani'yi arayan Hürrem bin Hayyan, onun izini sürmek
için Kûfe’ye gitmiştir...
Nihayet onu, Fırat Nehri kenarında bulmuştur…
Hürrem bin Hayyan, Üveys’i bulduğunda, onun abdest aldığını
ve elbiselerini yıkadığını ifade etmiştir...
Hürrem bin Hayyan ile görüştükten sonra Üveys, bir mahalleye
girmiş ve bir daha kendisinden haber alınamamıştır…
Hürrem bin Hayyan, Hz. Ömer'in ruhunun şad olması dileğinde
bulunarak, kendisini Üveys’e ulaşmasına vesile olduğunu belirtmiştir...
Hz. Ömer, Üveys Karani’nin vasıflarını bizzat Resulullah
(s.a.v.) Efendimiz ’den duymuştu ve onun şefaati sayesinde Kıyamet Günü'nde
Rabia ve Müdar kabilelerinin koyunlarının yünü sayısınca kişinin cennete
gireceğini biliyordu…
